Bugun...
Yargıya Siyasi Müdahale, Küfre Girer mi?


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 11-01-2014 15:23
     

Osmanlı'nın ömrünü uzatan "adalet mülkün temelidir" anlayışının ilmi sırları, yüksek yargının başı olan "Kazasker"in unvanında saklıydı. Kazasker kelimesi, sanıldığı gibi "kadı-asker" den değil, "Kazâ'y-ı askerî"den gelirdi.

 

"Kaza" basit anlamıyla "yargı" kadı ise yargıç demekti. "Askeri" ise bugünkü "resmi" kelimesine benzer şekilde "devlete ait" demekti. Osmanlı Devleti, doğuştan askeri bir devlet olduğu için devlet işlerinin tamamına "askeri" denilmişti.

 

"Kaza'y-ı askeriKaza'y-ı İlahi"nin beşeri alternatifiydi. "Tabiat kuralları"na aykırı davranarak, mesela 20 metrelik uçurumdan dengesini kaybederek düşüp ölmeye "Kaza'y-ı İlahi" beşeri kurallara aykırı davranarak ölmeye de mesela adam öldürenin devlet gücüyle idam edilmesine de "Kaza'y-ı Askeri" denilmişti. Bu, dini ve ilmi adalet felsefesi, bugün unutulmuştur.

 

Medresedeki uzun ilmi uğraşlardan sonra yargıya bir ad vermeye sıra geldiğinde "insanın yargıya ancak vesile olabileceğine" hükmedilmişti. Osmanlı bu yüzden adalet dağıtma yetkisini, azgın bir kraliyet ailesi gibi "baş yargıç" sıfatıyla tekeline almak yerine ilme yaslanarak günahtan korunmuştu.

 

Medrese, "Kazâ'y-ı askerî" unvanıyla, "Kaza'y-ı İlahi"nin kıdemini, Allah'ın büyüklüğünü teslim etmişti. Devlet, yargıyı ancak Allah'a vekâleten kullanabilirdi. Her şey gibi, hayır ve şer gibi kaza ve kader de Allah'tandı. İnsanoğlu olsa olsa "O'nun askeri" olmakla "askerî" bir beşeri tasarrufla yükümlüydü. Böylece "adaletin 'farz' olduğu" her gelene yeniden anlatılmak zorunda kalmayacaktı.

 

Padişahın en çok değer verdiği divan üyesi, Kanuni devrinde müftü divana gelene kadar "Kazasker"di; çünkü elinde "ilim ve şeriat" vardı. Bu yüzden bu vesayet, kimseyi rahatsız etmezdi.

 

Yer çekimi, denge, sürtünme katsayısı gibi fenne dair tabiat kurallarına uymayan insanoğlu bu hatasının bedelini nasıl yangın, "trafik kazası" gibi "ilahi kaza"larla öderse beşeri yargıda da "hukuka aykırılık" kazaya yol açmaktaydı.

 

Kişiler yolsuzluk yapınca ayağı kayıp düşmediği veya rüşvet alınca merkezkaç kuvvetiyle şarampole yuvarlanmadığı için beşeri kuralların uygulanması ve suçların cezalandırılması insana kalmıştı.

 

Kavimler de insanlar gibi meşreplerine uygun bir mukadderata sahiptir. İçlerinde helak olanlar da az değildir.

 

İşte helak olmaktan sakınan kavimlerin devletlerine, ta başından beri verdikleri en önemli değer, ahlak ve huzur sağlayıcı kuralların uygulanması yetkisidir. "Adalet mülkün temelidir" sözünün esprisi de budur.

 

Eskiden kazalar ve cezalar Tanrı, din veya kral adına uygulanırken demokrasiyle birlikte hüküm millet adına verilmektedir. Bunun dışında yargıda değişen bir şey yoktur.

 

İlmiye sınıfı elinde daima hukuku yani örfü ve şeriatı bulundurmakla "padişah üstü" bir otorite olmuş, izin vermediği sefer yapılmamış; fetvasından öte iş görülememiştir. Yani babadan miras "yasama erki" tarihte de hükümdarlara sınırsız bir hâkimiyet sağlamamıştır.

 

Çerçeve ilimle belirlendiğinde devletlerin ömrü uzun olmuştur. Bunun sebebi, "kişilerin fani, ilmin baki olması"dır. Kurumlar, kişilerle değil, ancak onların da bağlı olduğu ilimle korunabilir.

 

Cahil vekil soruyordu: "15 kişi nasıl olur da 550 kişiye hükmedebilir?" Elinde yeterince ilim olan herkes bunu başarabilir. Bir deprem uzmanı ilmini sübuta erdirerek, "yarın İstanbul yıkılacak" dese 15 milyon sokağa çıkar. İlim, siyasete nazaran böyle bir şeydir.

 

Bugün AKP iktidarı, geçmişte padişahların bile asla müdahale etmediği, "ilmi" bir alan olan Yargı gücüne de egemen olmak için operasyon yapmaktadır.

 

Bu cümleden olarak tekrarlayalım: Yargı bir ilimdir. Unvanı "Başbakan" da olsa, beşeri bir gücün bu alanda engelleme yapması, yargıya müdahalede bulunması şer'i örfe göre "şirktir, küfür"dür.

 

Osmanlı Yükselme Devrindeki "Kazasker" in bugünkü karşılığı: Anayasa Mahkemesi + Yargıtay + Danıştay + HSYK + YÖK + Diyanet İşleri Başkanlarının toplamıdır. Yani, Allah'ın ipine sarılarak 623 yıl yaşayan devletlerde "her şey adalet için"dir. Bugün de bize yakışan "yargıya saygı"dır.

 

Bunları hiç kimseye kavgada malzeme olsun diye yazmıyorum. Dün 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumunda bize "gerici, statükocu" diyen EVET'çilerin tamamıyla, "ölüleri bile" operasyona davet eden hocalar ve AKP'ye oy veren herkes bu günaha ortaktır.

 

"Kazasker" deyince aklına "Kadıköy'ün imar planı" gelen rantiyeci şarlatanları Allah'ın çarpacağı günler yakındır. Yeter ki "bizim taraf" ilim yolundan ayrılmasın. Siyaset ikinci plandadır.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI