Reklam
Bugun...
Türk'ün Hz. Ali Sevgisi


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 14-12-2013 18:13
     

Bugün Lüleburgaz'dayız. Hususi hakikatleri irfan kalemiyle yazan Rıza Zelyut ağabeyimiz ve Türk kimliğinin izini aşkla takip eden Ali Rıza Özdemir kardeşimizle birlikte "Alevilik Bektaşilik ve Türk Kimliği" panelinde bir aradayız.

 

Geçen gün yazdık. Bu "Milletin Ali'siyiz" dedik… Bunu inanarak söyledik. Hayır zannedilmesin ki Alevi'nin karşıtı Sünni'dir, Ali'nin düşmanı Muhammed'dir.

 

Bize "değişmediniz" diyenler var. Global değişim karşısında, moda trendler karşısında bizi yavaş kalmakla itham edenler var. Haklılar!.. Evet biz, rüzgarlara ve akıntılara karşı tek başına direniyoruz. Üstelik kendimizi nasılyenileyeceğimizi Amerikan Neo-conlarından öğrenecek de değiliz.

 

Milliyetçi Hareket, madem ki "Türk milletini çağlar üzerinden sıçratarak medeni milletler seviyesinin ilerisinegeçirmeyi" amaç edinmiştir; öyleyse çağlara yayılmış sıkıtıları aşmak, sorunları çzömek de bizim görevimizdir.

 

Daha biz dünyada yokken, bizim dışımızda cereyan eden kahredici olaylardan dolayı öz kardeşlerimizden uzaklaşmış, Marksistlerin, Alevi kardeşlerimizdeki sosyal adaletçi başkaldırı kültürü üzerinden militandevşirmesine göz yummuştuk. Bu durum tabii ki bir çatışmayı da beraberinde getirmişti.

 

Minberden kahpe dünyaya toz pembe bakmayı, Marks'ın at gözlüğüne atlantik filtresi takmayı, soros desenliseccadede takkeyle namaz kılmayı öğrenemedik belki... Ama evet biz de değiştik son otuzüç yılda...

 

Mesela "Türk'le Türkü'nün arasına konulan kin duvarını" yıktık. "Türkler kardeş olmadan Türkülerin kardeş olamayacağını" keşfettik.

 

Aleviliğin özündeki "dayanışmacı halkçılığın" Hüseyinzade Ali Turani'den beri Türk Milliyetçiliğinin temel taşı olduğunu gördük.

 

Fuat Köprülü, Ahmed Yesevi'yi anlatıyor; O'nun Türkçe velayet kapısından Hacı Bektaş'a yol çıkıyordu. İyi baktığımızda Alevi tekkelerinde bizim İla'y-ı kelimetullah'ın Horasan Erenleri'yle karşılaşıyorduk.

 

Sonra Atatürk'ün keşfettiği Türk "Maturidi" ile Arap "Eşari"yi karşılaştırmayı başardık. Hanefi-Şafi karşılaştırmalarıbizi 12 İmam'la, Cafer Sadık'la tanıştırdı. Mezhebimizle bir sorunumuz yoktu elbette ama başka mezheplerle deolmamalıydı. Teori ne olursa olsun, Milliyetçiliğin mezhepler ötesi bir ortak dayanışma bilinci olduğunu tespitetmemiz pratikte yaklaşık otuz yılımızı almıştı.

 

"Ülkü denen nazlı gelin" gözlerini "Osmanlı merkez Sünniliğinin Türklük olarak algılandığı bir dünya"ya açmıştı.Biz de bundan rahatsız değildik. Milli birlik için din birliği, mezhep bağları önemli faktörler olabilirdi. Sınırlarımız çizilmişti; içinde bizbizeydik. Kız alıp kız vermiştik. Bir arada yaşama arzusu içindeydik. Mazimiz bir, geleceğimiz bir, derdimiz bir tasamız bir olunca yeni teorik icatlardan uzak kalarak bu durumu benimsemiştik. Ve Sosyalizmcepheden "camiye" saldırıyordu.

 

CHP, 1950'lerde Sünni oylarla üç kez seçim kazanan ve meclis grubuna "siz isteseniz Halifeliği bile gerigetirirsiniz" diyen Menderes'e karşı Alevileri, Laik rejimin muhafızı olarak görmüş ve üzerlerinde oynamayabaşlamıştı. 27 Mayıs darbesi, CHP'nin Sosyalistleşmesi, gençlerin komünistleşmesi derken Aleviler, Marksist örgütlerin hedef kitlesi haline gelmişti. Bizim bu yüzden milliyet teorileri üzerinden bir ikna çabasıyla AlevileriTürkçü cephede birleştirme şansımız yoktu. Böyle bir diyalog imkanı da yoktu. Sonra araya kavga, kan ve kingirdi.

 

CHP ve oy avcısı partizanlar, MHP ile koalisyon ortağıyken bile bir yolunu bulup; "Alevileri öz kardeşleriylebuluşturmamak için" kindarca atılmış iftiralarla Ülkücülere sataşmaya devam ettiler.

 

Son 33 yılda Ülkücülerin kat ettiği en büyük ideolojik mesafe, "Alevi kardeşliği"ni keşfetmeleridir. Bu keşif, mazisinden-mezhebinden vazgeçme veya suçluluk duyma derecesinde bir pişmanlık değildir.

 

Ülkücüler, dindışı ideoljilerin tehdidi altındayken nasıl din merkezli bir millet algısından rahatsız olmamış; Kürtler ve Zazalarla omuz omuza vatan için bayrak için mücadele etmişlerse bugün de modern milliyetçiliğe ve ulusal değerlere yapılan bölücü-yıkıcı saldırılar karşısında Alevi-Bektaşi kardeşleriyle bütünleşmekten aynı gururu duymaktadırlar.

 

Ülkücülük-Alevilik buluşması, tehdit algısına dayalı güncel bir zorlamanın sonucu olmadığı gibi sürpriz veya tesadüf de değildir. Madem ki "bu milletin Ali'siyiz!.." Alevi-Ülkücü vuslatı bir bakıma "Bülbülün güle olan muhabbeti..."

 

"Türk'ün Hz. Ali'ye olan sevgisi"dir.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI