Reklam
Bugun...
Pabuç Kutusunda "Humarı" İstifi!


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 02-01-2014 15:30
     

Rüşvetle, nüfuzunu kullanarak veya adamını bularak iş bitirme hastalığının dünyada doğudan batıya doğru seyrekleşerek Macaristan düzlüklerinde son bulduğunu, Avusturya Alplerini geçemediğini düşünebiliriz. Bugün Azerbaycan'da veya İran'da iş yapan hemen herkes, "rüşvet olmadan asla" filminin oralarda hala vizyonda olduğunu anlatır. Bu durum, "batı medeniyetinin özümsenme katsayısı"yla ilgili bir karinedir.

 

 

"Sen de mi hocam?.. Sen de mi batıcılık yapıyorsun?" denilmesin. "Batıcı" filan değiliz. Batı medeniyetinde rüşvetin doğuya göre yok denecek kadar az olması, bu toplumların insan kaliteyle ilgili değildir. Ahlâkı ve namusu "senyöre emanet" köleleri o hale getiren de dünyanın en ahlaklı insanları olan Türkleri de bu hale getiren de "Tarih"tir.

 

Tarihi olaylar sadece siyasi sistemleri şekillendirmekle kalmaz. Kültürel değişimlerde zaman, siyasi değişimlere göre biraz daha uzun sürse de Tarih, insanları da birer birer, eğer, büker ve yoğurur.

 

Avrupa'da önce Hz. İsa, sonra papazlar ve senyörler sonra da onların yerini alan devlet bürokrasisi, "Tanrı"nınyerine yerleşmiştir. Bundan daha önemlisi, bir medeniyet modeli ortaya koyan "Greko-Roman kültürlü" Avrupa devletlerinde yaşayan insanların % 80'i köle kökenlidir ve sosyal normların oluşmasında bu durumun gözden kaçan etkisi son derecede büyüktür.

 

Mesela bir köleye "kırmızı ışıkta geçmeyecek, sokaklara izmarit atmayacak, eşeğini de şu çizginin bu tarafına bağlamayacaksın" dediğiniz zaman alacağınız tepkiyle aynı sözleri "Tımarlı sipahi kültüründen gelen" bir Türk'e söylediğinizde alacağınız tepki birbirinden farklıdır.

 

Osmanlı deneyimlerinden uzakta kültürlenen Azerbaycan'da rüşvetin birkaç burun farkıyla önde olmasına bakarak bu konudaki doğu-batı farkının Orta Asya'ya kadar derinleştirilmesi mümkündür. Ancak bu derinlikten de "Tarihi olayların etkisi"nden başka bir şey çıkmayacaktır.

 

Mesela: "Um-mak"tan gelen ve "kumar" kelimesinin de kökenini oluşturan "humarı" geleneğinin bugünkü "yolsuzluklar"la olan bağlantısı henüz resmi seviyede araştırılmamıştır.

 

Bir geleneğin bir devletin geleceğini, dolayısıyla da tüm toplumu etkilemesi için devletin protokol kuralı seviyesinde yaşatılmış olması gerekmez. Görenek yoluyla "normal" bir insani melekeye dönüşebilen düğüngelenekleri bile bazen toplumların hayatını şekillendirir.

 

"Humarı" da böyle birşeydir. Türkler arasında binlerce yıl yaşatılan masum ve makbul bir geleneğe göre bir insan güzel bir iş veya hizmet yaptığında kendisine "mutlaka" bir hediye verilirdi.

 

Diyelim ki bir genç sizin kaybolan atınızı buldu veya koyun sürünüzü uçurumun kenarından çevirerek telefatı önledi. Vazifesi olmadığı halde bunu yapan "mutlaka" ödüllendirilirdi.

 

Devlet hayatına geçiş ve toplumsal kurumsallaşma döneminde köylü, kendisine angarya gelen bürokratik işleri halleden memurlara da "humarı" verme geleneğini sürdürdü. Ancak gözden kaçan bir husus vardı. Yaptığı iş, memurun vazifesiydi ve onun humarusu vergilerle zaten baştan ödenmişti.

 

"Alan nefisten dolayı razı, veren gelenekten dolayı razı" olunca da daha zor ve çetrefilli işlerde hediye bulunamazsa adamını bularak iş yaptırmak böylece kurumsal bir nitelik kazandı.

 

Yine Osmanlı Tarihinde, özellikle gayrimüslim burjuvazinin oluştuğu son yüzyıllarda vergi kaçırma ve usulsüz iş bitirme konusunda "kefere parası" gelenekten de beslenerek "Müslüman "memuru yoldan çıkarabilen" bir değer halini aldı.

 

Devlet çarkını paslandıran ve Osmanlı'nın itibarını azaltan her hareket, "gizli devlet düşmanı" Osmanlı azınlıkları için bir savaş hamlesiydi. Yani dünyanın en rahat vergi kaçıran toplumu olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, "devlet bürokrasisine karşı dürüstlükten uzak davranmayı" gayrimüslim Osmanlı zımnilerinden öğrenmişlerdir.

 

Ara sıra "bu millet bu kadar haini ve hırsızı nasıl üretti" diye hayıflanmak yerine "devlet düşmanlarıyla iç içe geçirdiğimiz asırlar"ı incelememiz daha yararlı olacaktır.

 

Devletin bekası için sınır boylarında ölüme koşan Türkler, önce vergiden, sonra da askerden kaçmayı içinde bol miktarda gayrimüslim bulunan bu yüzyıllarda, İstanbul'da öğrenmişlerdir. Osmanlı başkent kültürünün, hem ayakkabı kutusundan "milyon dolarlık humaru" çıkarmasının hem de MHP'ye fazla nazlanmasının sebeplerinden biri "yaşanan Tarih"tir.

 

Yani ne ırki ve genetik özellikler, ne de dini ve etnolojik farklar, rüşvet ve yolsuzluğun doğudan batıya doğru seyrekleşmesini "tarih ve kültür" kadar iyi açıklayamaz.

 

Adam, "şeytana uyduk Allah'ım!.. Affet bizi…"deyince şeytan dayanamamış… "Yalan!.." diye atılmış… "Bunca yıllık şeytanım!.. İnsanların bana pabucumu ters giydirdikleri de oldu ama..."

 

"Pabuç kutusuna humarı istiflemeyi AKP'lilerden öğrendim!.."



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI