Reklam
Bugun...
Dr. Hüseyin Numanoğlu


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 18-12-2013 16:33
     

TÜRKİYE-AB GERİ KABUL ANLAŞMASI: AKP HÜKÜMETİ NEYİN UĞRUNA TÜRKİYE'NİN İÇ GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE ATIYOR?

 

TBMM'nde 9 Aralık 2013 tarihinde aleyhine verilen Gensoru önergesi'nin görüşülmesi sırasında yaptığı konuşmada Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Avrupa Birliği'yle "vize muafiyet mutabakatı"nı savunarak bunun Geri Kabul Anlaşması'yla paralel kılındığını, üye olana kadar Türkiye'nin diğer ülkelerle olan vize muafiyet mutabakatlarını etkilemeyeceğini ve vize muafiyeti anlaşmasına AB'nin riayet etmemesi halinde Geri Kabul Anlaşması'nın feshedileceğini ileri sürdü.

 

Halbuki AKP Hükümeti tarafından büyük bir gösteriyle Türk kamuoyuna yansıtılan "vizesiz Avrupa Birliği" konusunda gerçekler halkımızdan gizlenmektedir. Bu konu çok önemlidir. Avrupa Birliği'ne vizesiz seyahatin Türkiye'ye bedeli gerçekten büyüktür. Gizlenen büyük gerçeklerden biri de budur.

 

Bu serbestinin neticede tanınıp tanınmayacağı bile belli değildir. AKP Hükümeti ve Davutoğlu büyük ir risk üstlenmektedir. Geri Kabul Anlaşması bağlamında Türkiye'nin yerine getirmesi gereken, imza tarihinden itibaren geçerli olacak sorumlulukların faturası çok ağırdır.

 

Gösterilerle sunulan vize serbestisi için ilk olarak Türkiye, topraklarımızdan Avrupa Birliği ülkelerine giren kaçak göçmenleri geri almak durumunda kalacak ve keza Avrupa ülkelerine gidemeyen mültecilerin sığınma başvurularını kabul etmek durumunda olacaktır. Keza Türkiye Kıbrıs Rum Kesimi dahil tüm Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşlarına ülkemize vizesiz giriş imkanı tanıyacaktır. Daha sonra da Türkiye, şimdiye kadar çeşitli ülkelerle yaptığı vize muafiyet anlaşmalarını iptal etmek durumunda kalacaktır, Bu, ödenecek bir bedel midir? Üstelik, Türkiye bu ödemeyi, bu bedeli peşin ödeyecek, Avrupa Birliği ise yıllar sonra duruma bakacak "Türkiye sorumluluklarını yerine getirdi veya getirmedi." Ona göre bir karar verecek ve yıllar sonra bu vize serbestisi, sözde uygulamaya konulacaktır.

 

Bu yazı, sözkonusu Anlaşma'nın Türkiye'ye getireceği faydalarla, risk ve tehlikeleri dikkatlere sunmak amacıyla kaleme alınmıştır.

 

1. Geri Kabul Anlaşması'nın anlamı ve Türkiye'nin durumu :

Bilindiği gibi, geri kabul anlaşmaları "kaçak" yollardan başka ülkelere geçmiş kişilerin, vatandaşı oldukları ülkelere veya geldikleri ülkelere iadelerini düzenleyen anlaşmalardır. Bu tür anlaşmalar, "kaçak göçmenler"in sınırdışı edilmelerinde yaşanan çaresizliklerin ortadan kaldırılması ve caydırıcılık gücünün bulunması bakımından ülkeler arasında önemli bir sorun ve işbirliği aracı olarak kabul edilmektedir.

 

Türkiye, coğrafi konumu nedeni ile önemli ölçüde kaçak göçe maruz kalmaktadır. Türkiye'nin doğusunda yer alan özellikle ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında işgal ettiği ya da istikrarsızlığa sürüklediği Afganistan, Irak, Pakistan ve Bangladeş gibi ülkelerle bazı Afrika ülkeleri vatandaşları ülkemiz topraklarını Batı ülkelerine geçişte transit güzergâh olarak kullanmaktadır.

 

AKP Hükümeti'nce 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye - AB Geri Kabul Anlaşması'nın Ankara'da imzalanacağı, bu Anlaşmayla birlikte 3-3,5 yıl gibi bir süreçte Türk vatandaşlarının AB ülkelerine seyahatlerinde vize muafiyeti sağlanacağı açıklanmıştır.

 

2. Ülkemize ve ülkemizden Avrupa'ya yönelik "kaçak göçmen" hareketleri ve bazı sayısal bilgiler:

İstatistiklere göre ülkemizde 1995-2012 yıllarında yakalanan yasadışı göçmen sayısı 900 bini aşmıştır. Yasadışı göçün diğer bir kaynağını da 'örgütlü şebekeler, diğer bir ifadeyle mafya' oluşturmaktadır. Türkiye'de kaçakçılık ve usulsüz göçmen ticaretinden elde edilen gelirin yılda 750 milyon dolar (yaklaşık 1.5 milyar TL civarında) olduğu tahmin edilmektedir.

 

Türkiye'de 2010 yılında yakalanan yasadışı göçmen sayısı 32 bin 667 iken bu rakam 20111'de 44 bin 415'e, 2012'de 42 bin 690'a yükselmiştir. Yüz binlerce Suriyelinin gelmesiyle bu rakamın 2013'te ciddi şekilde arttığı ifade edilebilir. Öte yandan 2012 rakamlarına göre 100 binin üzerinde yabancı Türkiye'de kayıtsız çalışıyordu. Yine Suriyelilerin gelmesiyle 2013 yılında 'kayıtsız ve kâğıtsız' çalışan yabancı sayısının katlandığı ifade edilmektedir.

 

Diğer taraftan AB sınır güvenliği ajansı Frontex'in verilerine göre geçen yıl AB sınırlarında ele geçirilen 141 bin kaçak göçmenin 55 bini Türkiye üzerinden Yunanistan'a geçmiştir. Yunan Avrupa ve Kalkınma Programlarını İdare Dairesi rakamlarına göre Yunanistan'a kaçak yollardan giren her bir göçmenin vatanına geri gönderilme maliyeti 1100 Euro civarındadır. 2010 yılı Mayıs ayından 2012 yılı Haziran ayına kadar sadece 4 bin 373 kişi ülkelerine gönderilmiştir. Bu rakam da Yunanistan'a gire yabancıların çok az bir bölümünün ülkelerine gönderildiğini ortaya koymaktadır.

 

Frontex, AB'ye kaçak göçte Türkiye üzerinden gelenlerin payının yüzde 50'lere ulaştığı görüşünü taşıyor. Geçen yıl AB üyelerine iltica başvuruları 302 bin düzeyindeyken kaynak ülkeleri arasında Afganistan (28 bin), Rusya (18 bin 200), Pakistan (15 bin 700), Irak (15 bin 200) ve Sırbistan (13 bin 900) ilk 5'i oluşturmuştur.

 

AB ülkelerine iltica başvurusunda bulunan Türk vatandaşlarının sayısı ise azalma eğilimine rağmen geçen yıl itibariyle 6 bin 500 düzeyinde bulunmaktadır. Türk vatandaşları en çok Fransa ve Almanya'ya iltica başvurusu yapmaktadır.

 

3. Hukuki durum: Türkiye üçüncü ülkelerle GKA yapmak zorunda değildir.

 

Türkiye'nin mevzuatı, Türk vatandaşları açısından geri kabul anlaşmaları yapmaya gerekli kılmayacak ölçüde esnektir, zira Anayasanın 23. maddesinin son fıkrasında, "Vatandaş sınırdışı edilemez, yurda girmekten men edilemez" hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemeyle Türk vatandaşlarının ülkeye kabul edilmeleri Anayasal bir zorunluluk olarak öngörülmüştür.

 

Diğer taraftan, Türk mevzuatına göre Türkiye diğer her ülke gibi ülkesine kabul edeceği yabancıları kendisi belirler. Bu, devletin egemenliği ilkesinin doğal bir tezahürüdür. AKP Hükümeti'nin üçüncü bir tarafın zoruyla Türkiye'ye "kaçak göçmenleri" almayı kabul etmesi Türk Devleti'nin egemenlik ilkesine ve Anayasa'nın 6. maddesine ters düşer.

 

4 Nisan 2013 tarih ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nda Türkiye'ye hangi yabancıların ne şartlarda kabul edileceği açıkça belirlenmiştir. AKP Hükümeti'nin Türkiye adına AB ile imzalayacağı Geri Kabul Anlaşması'nın sözkonusu kanun hükümlerine ne derece uygun olacağı henüz bilinememektedir.

 

 

4. Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye Geri Kabul Anlaşması dayatması :

Türkiye'nin AB'ne tam üyelik sürecinde AKP'nin iktidara geldiği 2003 yılına kadar geri kabul anlaşması meselesi bulunmamakta ve üçüncü ülkelerden gelip de Türkiye'yi Avrupa ülkelerine gitmek için bir transit geçiş güzergahı olarak kullanan kaçak göçmenler konusu Türkiye'nin yükümlülükleri arasında yer almamaktaydı.

 

Yaşanan süreç içerisinde AB'nin Türkiye üzerinde giderek artan bir baskı oluşturduğu ve AKP Hükümeti'nin de bu durumu Türk vatandaşlarının AB ülkelerinde vizesiz seyahatini sağlamak için bir koz ve bir karşı argüman olarak ortaya koyma eğilimine girdiği görülmektedir.

 

Avrupa Birliği Komisyonu'nun 2012 yılı sonbaharında Türk tarafına Ankara'da verdiği 'Eylem Planı'nda vize muafiyeti için Türkiye'den 'beklenen' şartlar şöyle sıralanmıştı:

 

* Türkiye'den konsolosluklar vasıtasıyla Türk vatandaşlarınca yapılan vize başvurularının reddedilme sayısının 'asgari' düzeye indirilmesi,

 

* AB ülkelerine gelindiğinde havaalanlarında görevliler tarafından geri çevrilen Türk vatandaşı sayısının 'asgari'ye indirilmesi,

 

* AB ülkelerinde yasadışı yollarla yaşayan Türk sayısının 'asgari' düzeye indirilmesi,

 

* AB ülkelerine 'iltica' başvurusu yapan Türk vatandaşı sayısının asgari düzeye indirilmesi,

 

* AB ülkelerine Türkiye üzerinden kaçak olarak gelen üçüncü ülke vatandaşlarının Türkiye'ye geri kabul oranının yüksek seviyeye ulaştırılması.

 

Buradan da görüleceği üzere, AB Türkiye üzerinden kaçak olarak gelen üçüncü ülke vatandaşlarının Türkiye'ye geri kabul oranının yüksek seviyeye ulaştırılması karşılığında Türkiye'ye oldukça sınırlı ve hatta hiçbir anlam ifade etmeyecek vize imkanları (vize muafiyeti değil vize kolaylıkları) sağlamayı öneriyordu.

 

Bugün gelinen aşamada, Avrupa Birliği (AB) ile uzun süredir sürdürülen vize muafiyeti görüşmelerinde sona gelindiği anlaşılmaktadır. Türk ile AB yetkilileri arasında 16 Aralık 2013 tarihinde Ankara'da Geri Kabul Anlaşması'nın imzalanacağı açıklanmıştır.

 

5. Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması'nın şartları :

Anlaşmanın metni AKP Hükümeti tarafından kamuoyuyla henüz paylaşılmamıştır. Şu safhada maalesef basına yansıyan bilgi ve açıklamalardan edindiklerimizle yetiniyoruz.

 

Anlaşmaya göre Türkiye, kendi toprakları üzerinden Avrupa ülkelerine yasadışı yollarla geçen kişileri geri almak zorunda olacak. Anlaşmaya göre Türkiye her yıl 100 bin yabancıyı topraklarına kabul etmek zorunda kalabilecek.

 

Geri Kabul Anlaşması'nın gerekliliklerini 3 yıl içerisinde tamamlamayı öngören Türkiye paralel bir süreç içerisinde eşzamanlı olarak AB ile vize diyaloğunu yürütecek ve eğer Türkiye geri almaya başladığı tarihten sonra 6 ay içerisinde AB vizeleri kaldırmamışsa Geri Kabul Anlaşması'nı tek taraflı olarak feshedebilecek.

 

 

6. Geri Kabul Anlaşması'nın Türkiye açısından taşıdığı riskler:

Bugüne kadar AB ile müzakerelere başlayan hiç bir ülkeye dayatılmayan Geri Kabul Anlaşması, Türkiye açısından son derece risk dolu bir anlaşmadır.

 

Geri Kabul Anlaşması'nda asıl sorun vatandaş olmayanların geri kabulü noktasında yaşanacaktır. Zira bu anlaşmaya göre Türkiye her yıl en az 100 bin yabancıyı topraklarına kabul etmek zorunda kalabilecektir. Ülkemiz adeta bir "kaçak göçmen cenneti" haline gelecektir.

 

Türkiye, AB ülkesinin kendisine geri gönderdiği kaçak göçmeni, onun geldiği ülkeye diğer bir ifadeyle Suriye'ye, Irak'a, Pakistan'a, Bangladeş'e, Afrika'ya vs geri gönderebilecek midir? Bunun hukuki altyapılarını bu ülkelerle anlaşmalara bağlayabilmiş midir? Bu tür sorulara halen cevap bulunamamaktadır.

 

Bir göçmenin ortalama maliyeti 2 bin dolar olarak hesaplandığında Türkiye'nin yıllık zararının 200 milyon dolara ulaşabileceği belirtilmektedir. Türk vatandaşları ise her yıl AB ülkelerine vize ücreti olarak 100 milyon dolar ödemektedir.

 

Bu büyük tavizin karşılığında AB ve Türkiye arasında 16 Aralık 2013 tarihinde Ankara'da vize serbestliği için vize diyaloğu başlatılacakmış. AB ile varılan uzlaşma hayata geçerse Türkler 3.5 yıl içinde Avrupa'ya vizesiz gidebilecekmiş. Vize muafiyetinin bedeli ise oldukça ağır.

 

Öte yandan Ankara ile Brüksel arasında 3 Ekim 2005'te başlayan yeni müzakere sürecinde bir duraklama yaşanmış ve 2010 yılından bu yana yeni bir fasıl açılmamıştı. Bugün gelinen noktada 35 müzakere başlığından sadece 14'ü açılabilmiştir, ancak bir tanesi kapatılabilmiştir. Bu eğilim devam ederse Türkiye'nin AB'ye üye olabilmesi 2050'li yılları bulacaktır. O zamana kadar AB'nin yekpare olarak ayakta kalabilmesine de ihtimal verilmiyor. Bu çerçevede vize muafiyeti meselesinin de aynı akıbetle karşılaşabileceği savunuluyor.

 

Herne kadar Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu konudaki AB kararının 'oybirliği' ile değil 'nitelikli çoğunluk' ile alınması gerektiğini ifade etse de, Kıbrıs Rum kesiminin vize muafiyeti anlaşmasını bloke etme ihtimali her zaman için mümkün görülmektedir.

 

7. Sonuç :

 

Türkiye'nin AB'ne üyelik sürecinde bugüne kadar AB'yle imzalamış olduğu temel anlaşmalarda ve bilahare getirilen siyasi kriterlerde böyle bir yükümlülüğü kesinlikle olmamasına rağmen sırf vatandaşlarının vize muafiyetini sağlamak için (ki onun da gerçekleşip gerçekleşmeyeceği şüphelidir) AKP Hükümetinin AB dayatmasına boyun eğmesini anlamak güçtür.

 

AKP Hükümeti'nin üçüncü bir tarafın zoruyla Türkiye'ye "kaçak göçmenleri" almayı kabul etmesi Türk Devleti'nin egemenlik ilkesine ve Anayasa'nın 6. maddesine ters düşer.

 

AKP Hükümeti'nin Türkiye adına AB ile imzalayacağı Geri Kabul Anlaşması'nın 4 Nisan 2013 tarih ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanun kanun hükümlerine ne derece uygun olacağı henüz bilinememektedir.

 

Türkiye her yıl en az 100 bin yabancıyı topraklarına kabul etmek zorunda kalabilecek. Ülkemiz adeta bir "kaçak göçmen cenneti" haline gelecek. Böyle bir gelişmenin ülkemizin iç güvenliği, kamu düzeni ve kamu sağlığı açısından yaratacağı risk ve sakıncalar, GKA'nın imzalanmasıyla elde edilecek faydalara göre daha mı önemsizdir de AB'ne ödün verilmektedir?

 

Türkiye, AB ülkesinin kendisine geri gönderdiği kaçak göçmeni, onun geldiği ülkeye diğer bir ifadeyle Suriye'ye, Irak'a, Pakistan'a, Bangladeş'e, Afrika'ya vs geri gönderebilecek midir? Bunun hukuki altyapılarını bu ülkelerle anlaşmalara bağlayabilmiş midir?

 

Bu tür sorulara halen cevap bulunamamaktadır.

 

AKP Hükümeti tarafından büyük bir gösteriyle Türk kamuoyuna yansıtılan "vizesiz Avrupa Birliği" konusunda gerçekler halkımızdan gizlenmektedir. Bu konu çok önemlidir. Avrupa Birliği'ne vizesiz seyahatin Türkiye'ye bedeli çok büyüktür. Gizlenen büyük gerçeklerden biri de budur.

 

AKP Hükümeti yaklaşan seçimler ortamında popülist bir yaklaşım benimseyerek Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını heba mı etmektedir?

 

Gensoru önergesi'nin görüşülmesi sırasında yaptığı konuşmada Dışişleri Bakanı Davutoğlu "vize muafiyet mutabakatı dolayısıyla geçen hafta içinde Türkiye'nin ve Avrupa'nın her yerinden yüzlerce, hatta binlerce diyebileceğim tebrik mesajlar aldım. Bundan şeref duyuyorum" demişti.

 

Son dönemde, uyguladığı dış politika nedeniyle ülkede yoğun tepki ve eleştirilerle karşılaşan ve adeta "denize düşen" Dışişleri Bakanı Davutoğlu kendi kişisel prestiji ve kurtuluşu için mi bu "yılan" a sarılmaktadır?

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI