Bugun...
"Din ve Devlet"in Dünü Bugünü


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 13-03-2014 10:06
     

Tarihin konularına göre tasnifinde neden bir "İslam Tarihi" başlığıyla karşılaşırız ve neden bir "Hıristiyan Tarihi" başlığı yoktur. Burası pek sorgulanmamıştır.

 

     İslamiyet, diğer dinlerden farklı olarak "kendi devletini kurmak suretiyle" yayılmıştır. Tarihte bir İslam şeriatının, Hukuk, İktisat, Siyaset ve Medeniyet tarihinin bulunmasının sebebi budur.

 

     Musevilik, Firavunlar yönetimindeki Mısır'da doğdu ve Hz. Musa'ya bu ülkede yaşama şansı bile tanınmadı, Kızıldeniz üzerinden Kudüs'e gelen Hz. Musa'nın kavmi, uğradığı bu saldırı karşısında içe kapanarak Museviliği millileştirdi. 

 

     Hıristiyanlık, Roma sınırları içindeki Musevi Kudüs iklimine nazil oldu ve iki yönlü bir tepkiyle karşılaştı. Romalılar, dindeki tevhidi ahlak ve sosyal adaletten rahatsız olurken Museviler, pabucu dama atılma korkusuyla Hz. İsa'ya hayat hakkı tanımadılar ve Hz. İsa göğe geri çekildi. 

 

     İslamiyet'i hemen başlangıçta önceki dinlerden ayıran en önemli fark, İslam peygamberinin "kendi devletini kurarak" yaşamak ve tebliğ görevini sürdürmek istemesiydi. Bu noktada Hz. Muhammed'e "Tarih bilgisinden yararlanan ilk ve son peygamber" dememizde bir sakınca yoktur. 

 

     Kur'an-ı Kerim'de Museviliğin ve Hıristiyanlığın tahrifat sebepleri ile ilgili pek çok ayetin bulunması, Hz. Muhammed'in başarılı bir tebliğ, yani "son resûllük" görevini mükemmel ifa etmesi yönünde ilahi olarak uyarıldığını gösterir. Tebliğin kaynağına göre, "insanlığın son fırsatı" şansa bırakılamazdı.

 

     Hz. Muhammed, İslamiyet'in tebliği için cansiperane bir "görevinde mükemmeliyet mücadelesi" verdiği halde kurduğu devletin bekası için herhangi bir tedbir almamış, vasiyet bırakmamış, hatta veliaht dahi tayin etmemiştir. Kendisinden sonra "Hilafetin 30 yıl süreceğini, sonrasının mülk ve saltanat olacağını" üzülerek tespit etmiş ve söyledikleri gerçekleşmiştir. 

 

     Devleti ele geçirmek için 680'de Ehlibeyte yapılan Kerbela zulmü ve ardından başlayan Emevi saltanatı, iktidar hırsının İslam'a hangi zararları vereceğini açıkça göstermiştir. 

 

     Bugün de Başbakanın rakipleriyle ilgili sözleri, kumpaslar, kıyımlar, küfürler ve beddualar bize modern bir Kerbela havasını teneffüs ettirmektedir.  

 

     Hz. Muhammed'in Veda Hutbesinde ümmetine Kur'an ve Sünneti emanet bırakmış olmasına karşılık, kurduğu devlete hiç değinmemiş, bir siyasi beka manifestosu bırakmamış olması, sultani alışkanlıkların gölgesinde görev yapan İslam müelliflerinin gözünden kaçmış olmalıdır.

 

     İslamiyet devletlere "tebliğ" penceresinden bakmaktadır. Devlet, ümmetin amacı değil, tebliğin aracıdır. "Küfr ile dünya durur; zulm ile durmaz" ifadesinin ulema tarafından kabulü, kafir bir hükümdar zalim değilse onun ülkesinin darü'l-harp olmaktan çıkacağı anlamına gelir. 

 

     Örnek verecek olursak, ülkesindeki Müslümanların tebliğ, ibadet ve yaşama hakkına riayet eden Hollanda Devleti ile harp edilmez. Ancak, Ortadoğu'daki oligarşik yönetimli İslam devletlerinin adaletle olan rabıtaları gözden geçirilerek onların "darül-İslam" olup olmadığı tartışılabilir. 

 

     Yani İslam hukukuna göre bir devletin makbul bulunması şeriatla veya laik hukukla yönetilmesine bağlı değildir. Zulüm yapıp yapmamasına bağlıdır. Hz. Muhammed, komşu hükümdarlarla "gayrimüslim" oldukları için değil, "zalim" oldukları için savaşmıştır. 

 

     Bugün İran'da gözlemlenen ve AKP'de emareleri görülen "İslam adına sürekli iktidar arayışı" bireysel hürriyeti tahdit etmesi nedeniyle, cihattan ziyade zulümdür. 

 

     İktidar gücünden istifade etmek, devletin ekonomik imkânlarını kullanmak için ortama uyarak; abid bir Müslüman görüntüsü verenlerin bu münafık tutumlarının ve yaşadıkları riyanın sorumlusu, fertleri buna zorlayan devlettir.  

     İslam'da devletin görevi, inananlara tebliğ serbestliği sağladıktan sonra düşünce ve inanç hürriyetini temin etmektir. 

 

     Ülkücüler, İslam dininin rahatça tebliğ edilebildiği Türk devlet hayatının korunması için kanını cömertçe akıtmış, bu uğurda binlerce şehit vermiş oldukları halde kendi iktidarları için İslamiyet'i istismar etme gibi ahlak dışı bir yola asla tevessül etmemişlerdir. 

 

     Bizim dini söylemleri, siyasete taşımıyor olmamız, dini konulardaki bilgi eksikliğimizden kaynaklanmıyor. Tam aksine, din-siyaset ilişkisine net bir bakış sahibi olmamızdan kaynaklanıyor. 

 

     MHP'nin İslam'a, cihada, şeriata ve laikliğe göre nerede durduğunu anlamak için önce "sultani" alışkanlıkların eseri olan eski mülahazaların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. 

 

     17 Aralıktan bu yana yaşanan devlet krizinin temel sebebi, Emevi-Abbasi benzeri ihtiraslarla, dinin siyasete, siyasetin de tüzel bir hanedan olan AKP'nin iktisadi menfaatlerine alet edilmesidir.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI