Bugun...
Devlet ve Milliyetçilik


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 13-07-2016 09:35
     

Umumi malumata göre insan, doğar, büyür, cinsel bir kimlik edinir, çoğunlukla buna bağlı olarak evlenir, genellikle çocuk sahibi olarak insanlığın devamına katkıda bulunur ve ölür.

Hayat böyle bir şeydir ve işin bu kısmı "biyolojik"tir.

Bir de insanın diğer canlılardan farklı özelliklerine bağlı olarak gelişen "siyasi şahsiyeti" vardır. 

Bu şahsiyet, insanın örgütlenme, devlet kurma ve tarih yapma kabiliyetine bağlı olarak MÖ. 4'üncü bin yıldan itibaren şekillenmeye başlamıştır. 

Yani başlangıcı karanlık ve tartışmalı olan yüzbinlerce yıllık biyolojik geçmişimizin sadece son 6 bin yılında "siyasi şahsiyet" tekâmül etmiştir. 

Siyasi şahsiyet, insanların, artan nüfusu, mantıklı bir güvenlik ve iş bölümü içinde muhafaza etmesini amaçlayan "devlet hayatı" içinde şekillenmiştir. 

Mezopotamya kent devletleriyle başlayan bu süreçte devlet kavramı, hukuk kavramıyla paralel gelişmiştir.

MÖ: 3500'lerde seçilmiş bin kişiyi bile kanun kural olmadan, bir hukuk sistemi kurmadan, ceza ve infaz birimlerinden yoksun olarak bir arada yaşatabilmeniz mümkün değildir.

Adına Töre dediğimiz sözlü kurallar ve yazının icadına yakın bir zamanda ortaya çıkan Sümerlerdeki Urugakina yasaları bu siyasi ihtiyacın hatıralarıdır.

Huzur ve güvenlik içinde daha medeni bir ortamda yaşama arayışı, insanı diğer biyolojik canlılardan, yani hayvandan bir adım daha uzaklaştırmış ve bu yeni hayat, "siyasi şahsiyet"i ortaya çıkarmıştır.

Vatandaşı olduğu devletin kanunlarına saygılı olmak, ilkelerini ve kalkınma ülkülerini benimsemek, 6.000 yıl derinliği olan bir sosyolojik tekâmülün, insani bir "vasıf" haline geldiğini gösterir.

İşte insandaki bu vasıf "siyasi şahsiyet"tir.

Siyasi şahsiyet, 6.000 yıl boyunca monarşi rejimleri tarafından şekillendirilmiş ve krallar tarafından konulan kurallarla muhafaza edilmiştir.

On binlerce yıllık tekâmülün sonucu olan "siyasi şahsiyet" kavramı, 20. Yüzyılda iki ayrı yönden ideolojik saldırıya uğramıştır.

Saldırı yönlerinden biri "sol"dan gelen, insanın sosyolojik evrimini, üretim ilişkileri açısından sorgulayan "Marksist reddiyecilik" ve ona bağlı olarak ortaya çıkan "anarşizm"dir. 

Anarşizmin "devlet"i reddetmesi, bir yönüyle de 6.000 yıllık medeni birikimin reddedilmesidir. 

Devleti her türlü eleştiriden uzak tutan ve sistemin medeni tekâmülüne engel olan "devletin kutsanması" ne kadar zararlıysa, devletin reddedilmesi ve buna bağlı olarak insandaki "siyasi şahsiyet"in kaybedilmesi de o kadar zararlıdır.

Bu medeni ve insani meselelerin, Kapitalizm-Marksizm ekseninde yaşanan basit ideolojik tartışmaların dışında tutulması gerekir.

Yakın tarihimizde "siyasi şahsiyet"e ve sorumlu vatandaşlığa yapılan diğer saldırı ise "sağ"dan veya dini merkeze alan gruplardan gelmiştir. 

Batıda Kapitalizmle Marksizm arasında yaşanan siyasal sistem kavgalarına alternatif üretmek üzere yola çıkan "şeriatçı" akımlar, aynı zamanda bilerek ya da bilmeyerek beşeri hukuk sisteminin tarihi köklerine, medeniyete ve kentleşme sürecinin kazandırdığı "siyasi şahsiyet"e de savaş açmışlardır. 

Taliban, El Kaide, IŞİD gibi örgütler, insanlığın doğal evriminin sonucu olan "siyasi şahsiyeti" reddetmiş; Nemrutla Hz. İbrahim veya Firavunla Hz. Musa arasındaki kavgayı güncelleyerek "insanlık"tan çıkmışlardır.

Kural tanımayan, vahşi hayvanları aratmayan ve biyolojik evrimin bile sorgulanmasına yol açan kanlı eylemlerin başka bir mantıklı açıklaması yoktur.

Kendi ülkemize ve somut örneklere dönersek: 

Bugün ekranlarda boy gösteren insani rotası meçhul, ülküsüz entelektüellerin, Marksist anarşistlerin ve alternatif İslami hukuk sistemi savunucularının, büyük bir beşeritekâmül olarak görüp gösterdikleri "devletkarşıtlığı" aslında yeni sömürgeciliğin bir parçasıdır.

Uygar Avrupa toplumlarının dışında kalan milletlerin, 6.000 yıllık medeniyet birikiminin stratejik sonucu olan "Devlet" kavramından ve "siyasi şahsiyet"ten uzaklaştırılmaları, onları yeniden salt "biyolojik varlıklar" haline getirecek ve "maymun sürüleri gibi" yönetilmeleri kolaylaşacaktır.

Sömürgecilere göre sömürgeler ya "devlet" olmamalı, ya da devlet kavramıyla sürekli kavgalı insanlar olaraktutulmalıdır!

Bu strateji, İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisinin Malthus'çu nüfus teorisine bağlı olarak günümüzden 250 yıl önce planlanmış ve eyleme konulmuştur.

Devlet, sadece "nüfus, arazi ve idare"den ibaret değildir. 

Devlet, sahadaki aktörleriyle göze batan bir "asker - polis - kanun" mekanizması da değildir.

Devlet, kazandırdığı "siyasi şahsiyet" sayesinde insanın ruhi ve medeni tekâmülüne imkân veren bir güç birliğidir.

Devlet,uygarlıktır;  Devlet insanlıktır!..

Lafı, kendimize getirecek olursak: "Milliyetçilik" üzerine hiçbir siyasi başarısı koymasak bile "Devlet"in varlığınakatkı sağladığıölçüde insanidir!

Devlete bağlılığı koruduğu müddetçe medenidir!

Devleti yaşattığı sürece başarılıdır!



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI