Bugun...
Demokrasi Denince!..


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 21-07-2016 09:20
     

Yazacak o kadar çok şey var ki…

İsterseniz söze "Ülkücü olmanın dayanılmaz hafifliğinden" başlayalım. 

Adı kavgayla bu kadar çok bir arada anılıp da ömrü boyunca bir ekmek kavgasından bir de demokrasi kavgasından başka vukuatı olmayan Ülkücünün eşsiz gururundan bahsedelim.

"Demokrat" kimliği bir türlü öne çıkmayan Ülkücülüğün o nitelikliyalnızlığınıanlatalım.

"Demokrat" kelimesi bize pek yakın durmuyor; çünkü demokratlık, bugüne kadar bu ülkede "renksizlik ve kokusuzluk" olarak algılandı.

"Ha?.. Demokrat mısın? Peki sen bilirsin!.." gibi…

Siz tam "demokrat" oluyordunuz, hatta bu ismi taşıyan partiler kuruyordunuz. Sonra iktidarda kaldıkça güç komasınagiriyor, diktatörlüğe doğru evriliyor ve "asarım keserim" diyesayıklamaya başlıyordunuz!

Tabi sonra askerler geliyordu; siz, arkanıza bile bakmadan kaçıyordunuz. 

Yani olayın bizdeki"idealizm"le, "diğergamlık"la, "yiğitlik"le bağdaşan bir aksiyonu yoktu.

Görülmemiş menfaatler vardı demokratlıkta… 

Bakir arpalıklar, kelepir araziler, sınavsız beleş kadrolar…

Öyle demokratlar görüyorduk ki son zamanlarda… Alnı secdeli, ağzı dualı bir kral bulsalar parlamento filan da istemiyorlardı!

Kadrolaşyorlar, kör topal ne kadar adam varsa liyakatine bakmadan arpalıklar veriyorlar, yetim hakkını sapıyla beraber yiyorlar; farklı görüşlerden insanlara helalinde bir zırnık bile koklatmıyorlardı!

Bu kalpazanlığın da Ülkücülükle barışık olması mümkün değildi.

Liberal "Demokrat"lar dakaynamıştı araya... Şehirli çocuklar iktidarın hacıağalarını bu kimlikle söğüşlüyorlardı.

AB'ye gireceğiz diyerek, bin yıllık mevzuatı çiğnetirken milletin dişini kıran adamlardı.

Sosyal "Demokrat"lar da yabancı değildi… Pos bıyıktan keçi sakala rücu etmiş, eski komünist varoş delikanlılarıydı onlar!..

Zayıf düşünce hep beraber demokrat, yalnız düşürünce iki dakikada Stalin olan adamlar!..

Yani demokratlığın dört köşesi, alttan üstten tutulmuş; bize basacak bir yer kalmamıştı!

"Demokrat" numunelerinde bizi iştahlandıran bir cazibe de bulunmuyordu.

15 Temmuz itibariyleTürkiye'de artık "demokrasi" meselesi, ciddibir aksiyon değeri kazanmış; hadise kuvveden fiile dönmüştür.

Çünkü başından beri Milliyetçiliğin ikiz kardeşi olarak gördüğümüz demokrasi, aynen kardeşi Milliyetçilik gibi tehlike altına girmiştir. 

Mademki Milliyetçiyiz, Milliyetçiliğin iç amme hukukundaki tezahürü olan "Milli Hâkimiyeti" de yakın koruma altına almalıyız.

Milli Hâkimiyetin aksiyon üssüparlamentodur. Dolayısıyla MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin MHP milletvekillerini darbe gecesi, bombardıman altındaki TBMM'ye göndermesi Milliyetçilik-Demokrasi kardeşliğine uygun bir yiğitliktir.

Şunlar ise yiğitlik sayılmamaktadır:

2003'ten 2013'e kadar on yıl boyunca Laiklikle arası iyi olmayan iktidarın sırf işin içinde bir "Hoca Efendi" var diye cemaate bütün imkân musluklarını açması...

Öyle ki bu imkânların işler bozulunca "ne istediniz de vermedik" diyecek kadar büyük olması.

Seçmemiş - seçilmemiş, siyasi sorumluluktan yoksun ve kendi içinde organize bir paralel yapının, çoğu Harbiyeli ve Mülkiyeli olmak üzere 50.000 kadroluk bir güce ulaştırılması...

Sonra bu güçle birlikte Türk ordusunun emir komuta disiplinlini içinde görev yapan kahraman subaylarına kumpas atılması…

Sonra birlikte Anayasa referandumu yapılıp, ülkenin adalet ve yargı sisteminin bu yapıya kaptırılması…

Açık uyarılara kulak asmadan Emniyet Müdürlüklerinin, Üniversite Dekanlıklarının, Komutanlıkların, Valiliklerin, arsaların, vakıfların, ihalelerin, kredilerin 10 yıl boyunca bu yapıya peşkeş çekilmesi…

Birlikte Dinler arası diyalogdan, teröristlerle masaya oturmaya kadar olmadık maskaralıklara imza atılması…

Sonra sebebi ne olursa olsun bu yapıyla bozuşup da köprüler atılınca tehlikenin gücün çapını, derinliğini ölçmedenörgütü "haşhaşi" ilan edip, "inlerine gireceğiz" dedikten sonra 3 yıl daha 50.000 patlamaya hazır bombanın üzerinde oturulması…

Bu "haşhaş çekenler" bile kamuoyunun önüne yüzlerce şaibe delil - tape koyarken,hukukenaklanmak yerine yargıdan kaçarak kendini kurtarmak ve memleketi ateşe atmak yiğitlik değildir.

Sonra da 15 Temmuz gecesi, 17-25 Aralık'ın ikinci raunduna çıkarken kendileri Ankara'ya bile gelmedikleri halde can havliyle halkı tankların önüne salmak,demokrasi kahramanlığı filan değildir.

Bu tavırRabia meydanından ithal bir "ihvan refleksi"dir.

Milletin sokakta destan yazması, memleketi bu hale getirenlere bir yiğitlik kazandırmaz.

Cumhurbaşkanını, Başbakanı bir kenara bırakalım… 

Tanktan da  vazgeçelim!.. Bir cipin önünde bir Bakan görseydik, onun da yiğitliğini teslim ederdik!

Bu yiğit millet, yine bir destan yazdı. Bu bir gerçek… Hem de ilk defa kendi askerine karşı yaptı bunu… 

Ama eminim ki bu "anonim" destanın telif hakları, yine Boğazdaki yalıların banka hesabına yatacaktır!

Benim günlerdir "Demokrasi" denince gülmem bundandır.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI