Reklam
Bugun...
Bin Yıllık Enfeksiyon!..


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 19-12-2013 12:44
     

 

Kısa bir özet geçelim…

Oğuzlar, Bilge Kağan zamanında batı Göktürk konfederasyonunu oluşturan 10 boydan biriydi. Uygur kağanına da bir süre itaat eden Oğuzlar, günümüzden bin yıl önce bugünkü Türkmenistan'da Oğuz Yabgu Devleti adıyla bir süre bağımsız yaşadılar. Henüz Müslüman olmamışlardı.

 

Hükümdarıyla arası bozulan Oğuz Yabgu Devleti komutanlarından Dukak'ın oğlu Selçuk Bey, 985'te Cend'den güneye Horasan'a doğru inerken oğullarına Mikail ve Arslan gibi isimler verdiğine göre Türkmenler, bu yıllarda İslam'la tanışmıştı.

 

Mikail, Tuğrul ve Çağrı beylerin babası, Anadolu fatihi Alparslan'ın dedesidir.

 

Arslan Yabgu ise, Kutalmış'ın babası, Anadolu Selçuklu Devleti'ni kuran Süleyman Şah'ın dedesidir. At üstündeArapça öğrenmek mümkün olmadığı için bizim Türkmenler, Fıkıh, Kelam, Hadis ve Tefsir'i kitabındanöğrenemediler.

 

Ancak, Türkmenler arasında kulaktan kulağa dolaşan "Hoca Ahmet Yesevi Hikmetleri" yeterince açıktı. Hoca Ahmed Yesevi'yi, yalın ayak başı kabak bir derviş zannedenler fena halde yanılırlar.

 

"Hazreti Türkistan" göçebe Oğuzlardan değildi ve Uygur yazılı edebiyat müktesebatından güç alan Karahanlıülkesinin ilim ve kültür merkezi olan Buhara'da yetişmişti. Ünlü Hanefi fıkıh alimi, Nakşibendi halifelerinden Yusuf Hemedani'den el almıştı. Arapça ve Farsça medrese birikimini tahrif etmeden Türkçe aktaracak kadar dabüyük bir bilgeydi.

 

Onun "medrese takviyeli hikmetleri" kopuzla da söylenebildiği için, mektep medrese ve cami gerektiren bir "medeniyet dini" olan İslam'ın Atlı-Göçebe kültürüne tatbikini kolaylaştırıyordu.

 

Yeseviyye talebeleri, Horasan üzerinden "Türkmen fütuhatına mânâ katarak" önce Anadolu'ya 1350'lerde de Balkanlara yürüdüler. Avrasya'da Nakşibendilik ve Bektaşilik, Yesevi dervişleri sayesinde yayıldı.

 

1400'lerde Osmanlı Beyliğinin güçlenerek büyük bir imparatorluğa dönüşmesinde Moğol istilasıyla batıyaakmaya devam eden HorasanErenleri'nin büyük katkıları görüldü.

 

İslamiyet, 622'deki Hicret'ten sonra "devlet kurarak" yayılmış bir din olduğu için bir kamu yönetimi, hukuk, iktisat ve eğitim sisteminin olması gerekiyordu.

 

632'de Hz. Muhammed ebediyete yürümüş, 661'de Dört halife devri biterken Emevi saltanatı başlamıştı. İslam Devleti, 750'den 1055'e kadar da Abbasi hanedanı tarafından yönetilmişti.

 

Tuğrul Bey, 1055'te Bağdat'ta, Sünni Abbasi halifesinin "siyasi hakimiyet" yetkilerini 400 yıllık yönetimsorunlarıyla birlikte teslim aldı.

 

Bu tarih, Şia-Emevi ve Emevi-Abbasi çatışmalarının dışnda kalmış Buhara merkezli saf Türkî İslam inancının, itikadi mezhep farklılıklarından etkilenmesinin başlangıcıdır. Öyle ki; 30-40 yıl sonra İran Şiiliğinin bir kolu olan İsmailiye Batınileri Selçuklu veziri Nizamülmülk'ü hançerlemiş, Sultan Melikşah'ı da zehirlemişlerdir.

 

Bu yıllar, cahiliyeden miras Arap asabiyet kültürünün ve Hint-Yunan patentli Mazdeizme bulaşmış İran mistisizminin temiz Türk- İslam kültürünü kirlettiği yıllardır.

 

Anadolu'da asırlar boyunca bazen Babailik, bazen Şeyh Bedreddin, bazen de Yavuz-Şah İsmail arasında mezhep çekişmesi olarak yaşanan kardeş kavgaları, bu kültür farklılaşmasının sonucuydu.

 

Saray ve bürokrasi, medrese ve divan yavaş yavaş Türk'ten, Yesevi'den, halktan, garipten, fakirden - fukaradan uzaklaşmıştı.

 

Oysa Türklerin hocası Hazreti Türkistan, adeta bugünleri görerek hikmetini, iki satıra sığdırmıştı:

 

"Akıllı isen gariplerin gönlünü avla

Mustafa gibi ili gezip yetim ara

Dünyaya tapan soysuzlardan yüzünü çevir!..

Yüz çevirerek derya olup taştım ben işte…"

Karşınızda şeytan varsa inkılapsız, pansuman tedaviler, bin yıl sürmeye mahkumdur!.. Mustafa Kemal ve inkılap kadroları, inançta millileşmenin, öze dönmenin, bizi Ön Asya'nın bu bin yıllık kirinden ve pasından kurtaracağını düşünerek "Diyaneti de tanzime" koyuldular.

Hoca Ahmet Yeseviler, İmam-ı Maturidiler yeniden hatırlandı. İlmin tıkanan yolunu "akıl"la açmak ve Milli birliği gönüllerde tesis etmek için "Laiklik" bir çözüm olarak benimsendi.

 

Ta ki "dünyaya tapan soysuzlar" milletin yolunu bir kez daha kesene kadar…

Şimdiki mesele, işte dün patlayan o yolsuzluk cerahatı, aslında…

Türk'ün karakterini bozan, mayasını değiştiren bu "Bin Yıllık Enfeksiyon'un" neticesidir.

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI