Bugun...
BBP Cemaatin Kaçış Rampası mıydı? - II


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 15-07-2016 09:10
     

Yakından takip ettiğim Ergenekon ve Balyoz davalarına bakarak,cemaatle BBP'nin sosyolojik temas noktalarına binaenve "AKP'lituruncu devrim" konusunaolan hâkimiyetimden hareketle;Muhsin Başkan'ın zamansızölümünü merkeze alarak, süreçten çıkardığım özet netice şudur: 

1-AKP, 2002'de iktidara geldiğinde devletin içinde "yasama yürütme ve yargı erklerinin denetiminden bağımsız çalışan" iki yapıyla karşılaştı.

a)Bunlardan biri, AKP'nin "Türk Baharı"nın hasadını kullanarak ulaşmak istediği 2023 Halifelik vizyonunaengel olacak olan"Laikmerkez"di. 

Başkalarının Kontrgerilla, kendilerinin "askeri vesayet" adını verdikleri bu yapı, bazen darbe ve muhtıralara imza atıyor, bezen de paramiliter unsurlar kullanarak suikastler düzenliyor, "faili meçhul" hareketler yapıyordu.

b)Diğer yasal olmayan derin yapı ise "Gülen Cemaati"ydi. Cemaat, 70'lerde birbiriyle çatışan sağ ve sol unsurların 12 Eylül'de boşalttığı bürokratikalanlara hücum etmiş, 1990'larda poliste ve yargıda güçlenmiş; 28 Şubat 1997'de ise Refah Partisiyle birlikte "davanın meşakkati"ne katlanmıştı. 

Başbakan Erdoğan, altı oyulmuş, insicamı tehditlerle bozulmuş, vizyonundan uzaklaştırılmış bir iktidar istemiyordu. 

Bu yüzden cemaat kadrolarıyla insiyaki bir anlaşma içine girerek, Ergenekon adı verilen derin yapıyla mücadeleye başladı. 

2-Ancak cemaat, kendince bir akıllılık yaptı. 12 Eylül darbesinin en mağdur siyasetçisi olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun desteğini alabilmek için hem onun gizli tanıklığına başvurdu. Hem de onunla bilgi paylaşımına gitti. 

AKP'de bir zaaf görülmesi halinde yola Muhsin Yazıcıoğlu'yla devam edilecekti.

Yani, Cemaat yedekli çalıştı. Başbakan'dan bir ihanet görme ihtimaline karşı derin yapılarla mücadele esnasında ulaştığı bilgileri ve yapılan icraatları, emin bir yol arkadaşı olarak gördüğü Muhsin Yazıcıoğlu'na aktardı.

3- Yazıcıoğlu, bir yandan bilgileri dizüstü bilgisayarında depoluyor, bir yandan da davalardaki tıkanıklıkları açmak, kendince denetim altında tutmak için devreye giriyordu. 

Herkes kendini olayın merkezi olarak görür. Muhtemelen bu durum, cemaate göre "gizli tanıklık"tı. Muhsin Başkan ise kendince gençliğini zindanlarda çürüten kahpe masonik düzenden intikam alıyordu!

Mesela (muhtemelen) Perinçek'ten Kemal Gürüz'e kadar Marksist ve ateist ne kadar muzır adam varsa isimlerini potaya sokuyor, 28 Şubatçılara ve Jakoben Kemalistlere karşı vaziyet alıyordu. 

Ama mesela ordudaki kahraman muvazzaflara veya milliyetçi sivillere operasyon yapılmasına, milli bir refleksle karşı çıkıyordu!

Kara ve Hava Kuvvetlerini hedef alan Balyoz Davasının, Yazıcıoğlu'nun 25 Mart 2009'daki ölümünden sadece 9 ay sonra, Deniz Kuvvetlerindeki Askeri casusluk davasının 1,5 yıl sonra, MHP'ye yönelik Kaset Operasyonunun da 2 yıl sonra başlaması bu kanaatimizi güçlendirmektedir.

Dinlemelerin en az bir yıl öncesinden başladığınıdüşünürsek, Muhsin Başkan'ın bu operasyonlardan haberdar olduğunu ve bazılarına itirazettiğini kabul edebiliriz.

Böyle durumlarda, ortak düşüncenin zaafa uğraması ve mutabakatın bozulması ise gizli işler yapan yalnız insanlar için en büyük tehlikedir.

4-AKP'nin "dindar derin yapıyla" yani cemaatle daha uyumlu çalışabilecek BBP gibi bir siyasi alternatifinin bulunması, Milli Görüş patentli2023 ekibi için kabul edilebilecek bir durum değildi. Sözüne herkesin itibar edeceği "huzursuz bir sırdaş" ise ondan da tehlikeliydi.

Cemaatin "Muhsin Başkan'labirlikte hareket ettiğinin yani alternatifli çalıştığının" farkına varılması, hem cemaatin 25 Ağustos 2004 tarihli MGK kararına rağmen 5 yıldır devam eden saadet devrinin son bulmasına, hem de Muhsin Başkanın hayatınamâl oldu. 

AKP-Cemaat ilişkilerinin kırılma noktası 17-25 Aralık 2013 değil, 25 Mart 2009 tarihli Keşdağı operasyonudur.

Çünkü AKP kurmayları, Cemaatin BBP'ye ilave olarak MHP, CHP ve AKP'den parçalar kopararak oyun kurucuyu AKP'den daha çok memnun edecek yeni ve daha sekülerbir siyasi yapılanmayı organize edebilecek güceulaşmakta olduğunu görüyorlardı.

5-"Keşdağı helikopter kazası"nın, Muhsin Başkanın cemaatin vesayet karşıtı operasyonlarına aktif danışmanlık yapmasından kaynaklanma ihtimali;O'nun,Erdoğan'ın siyasi alternatifi olarak görülmesi ihtimalindendaha yüksektir!

Muhsin Başkan öldükten sonra cemaatin çıtayı yükselterek, gözünü MHP'ye çevirdiği ise:

a)Farklı Ülkücülük adı altında yapılan 2011 kaset operasyonlarıyla, 

b)Diyarbakır Mitingi öncesinde ünlü Ocaklılara karşı yapılan İstanbul tutuklamalarıyla, 

c) 2015 seçimlerindeki sonuçsuz aday adaylığı başvurularıyla ve 

d) Başvuruları hızla reddeden Devlet Bahçeli'ye karşı oluşan muhalefet rüzgârına verdikleri açık destekle net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

6- Eğer hislerim beni yanıltmıyorsa Hoca Efendiyi bilmem ama Hanım Efendinin hayatı tehlikededir!..

 


Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI