Bugun...
Başbakana Mahsus Çizgili Karizma!


Şükrü ALNIAÇIK
 
 
facebook-paylas
Tarih: 10-03-2014 11:25
     

12 Eylül 2010 Referandumu, Türkiye'de "millet bilincine hangi oranda ulaşıldığının" seçmen olgunluğunun ve siyasi sorumluluğun test edildiği tarihi bir dönüm noktasıydı. 

 

     MHP'nin "Hayır" oyu vermesinde emeği geçen herkese Türk Milleti adına teşekkür borçluyuz.

 

     Ev alırken, araba alırken, hatta televizyon alırken bültenler karıştıran ama devletin bekası ve çocuklarının geleceği için bir sayfa ilmi mütalaa dinlemekten yüksünen insanlar, bugün Erdoğan'ın içine düştüğü pişmanlık ateşinde onunla beraber yanmaktadırlar.

 

 

    Tarih 12 Eylül 2010 Saat 20:45… 

 

     Başbakan Erdoğan, merakla beklenen Referandum sonrası teşekkür konuşmasını yapıyor. Anayasa Mahkemesini ve HSYK'yı güya AKP'nin gönlüne göre hareket eden kurumlar haline getiren referandum sonuçlarının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen'e selam gönderirken MHP Lideri Bahçeli'ye çatmaktan da geri durmuyor.

 

     Erdoğan, Devlet Bahçeli'nin referandumun sonucuna bakarak söylediği, "Türkiye karanlık döneme girmiştir" sözünü hatırlatarak "Yarın Türkiye, aydınlık bir sabahla uyanacaktır" diyor. 

 

     Erdoğan'ın artık tahammül edilemeyen siyasi saflık ve tarihi yanılgı nutuklarından biri olan bu konuşma, "bugünkü celladına" teşekkür alkışlarıyla devam ediyor: 

 

     "Dünyanın dört bir yanından, okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerimi kutluyorum." 

 

     Toplanan kalabalık, bu sözlere AKP siyasi tarihini en uzun alkışını tutuyor. Tam tamına "18 saniye…" Erdoğan huzurlu bir tebessümle, alkışı içine sindiriyor ve sonra da gümüş bir tepsiyle "Okyanus ötesine" ikram ediyor. Konuşma bir el öpme havasında devam ediyor:

 

     "E… Ne yapayım, buradan okyanus ötesine mesajlar olduğuna göre bizim de bu mesajı verenlere birmesajımız olması lazım."

 

     Referandumda kim ne yaptıysa adım adım takip ettik. Çünkü bizi 50 yaşında yollara düşüren, kaleme davrandıran, bir hukuk ilacı yüklü tarih anjiyosu gibi siyasetin kalbine doğru ilerleten, yeniden Ankara'ya getiren faktör, işte bu "Referandum"du. 

 

     Ergenekon davasından beri görüyor ve seziyorduk ki AKP'nin çanak tuttuğu bir sivil darbe başlamıştı. Bunun bir karşı devrime dönüşmesinin önündeki en büyük engel "Yargı"ydı. Bizim İslam karşıtlığıyla, Laikçilikle, Cemaat düşmanlığıyla veya dostluğuyla bir işimiz olmazdı. Biz Ülkücü, Tarihçi ve Hukuk talebesiydik. Milli zemin kayıp giderken yerimizde duramazdık.

 

     Hukuk sistemine yapılan bu saldırıda bizi rahatsız eden, uzun vadeli sonuçlarını cemaatin bile düşünmeden alet olduğu önemli mahzurlar vardı. Yazdık, çizdik, sunduk, anlattık.

 

     Gayretimizi gören, bizi "Kemalizm hapı yutmuş" zannediyordu. Oysa mesleği gereği uyanık kalması gereken bir Ülkücüden başka bir şey olmaya meşrebimiz müsaade etmezdi.  

 

Neyse bu arada, Başbakanın teşekkür konuşması devam ediyordu; ikinci bölümde ise bakın hangi sürpriz isimler teşekkürlerini aldıktan sonra "gururla" köşelerine çekiliyordu?..

 

     "Başından itibaren evet diyerek desteğini ortaya koyan Saadet Partili kardeşlerimi kutluyorum. Büyük Birlik Partili kardeşlerimi kutluyorum. Hakpar'lı kardeşlerimi kutluyorum. Bağımsız ülkücüleri kutluyorum. Kürt aydınlarını, devrimci solcu İşçi Partili kardeşlerimi kutluyorum. Liberalleri kutluyorum." İşte burası, şimdi ağlanacak halimize güleceğimiz yerdir.

 

     Allah'ın sopası yoktu ki… 

 

     Başbakan, rüşvete karşı cemaatin yaptığı "ahlak darbesi" karşısında Polisin başına apar topar Efkan Ala'yı, hakimlerin başına da Bekir Bozdağ'ı getirerek bu "yakan top" oyununa son vermeseydi Başbakan ve bakan çocukları, şimdiye kadar kim bilir kaç kere şişlenmişlerdi?.. Hem de plastik topla değil, Metris'in adaleti hiç şaşmayan adi mahkûmları tarafından ranza demirinden yapılmış şişlerle… 

 

     Başbakan, 12 Eylül 2010 akşamı % 58'in gazıyla hızını alamıyor ve sanki bugünler için konuşuyor:

 

     "Müjdeler olsun. Fişleme dönemini sona erdirdik. Bundan dolayı artık benim vatandaşım sabah çok daha farklı, çok daha güzel çok aydınlıklı bir günle kalkacak."

 

     Tam 3,5 yıl oldu, vatandaşın işinde fişinde değişen bir şey yok. Sade vatandaşın durumunu Allah'tan başka kimse zaten izlemiyor. Ancak çivisi çıkmış bir devlette, memuruna söz geçiremeyen bir Başbakanın, 17 Aralık sabahı yataktan nasıl kalktığını, artık bütün dünya biliyor.

 

     Karizmanın bir kez çizilmesi çok bilinen bir şey de… İnadından mıdır nedir…

 

     "Çizgili karizma" denince aklıma nedense sadece bizim Başbakan geliyor.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI