Bugun...
Türkiye tek kanallı sisteme döndü


Savaş Süzal
savas.suzal@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 30-04-2018 00:27
     

Memlekete geleli şunun şurasında bir hafta oldu. Bendeki değerlendirme korkunç. Tam bir çöküş ve panik. Belki gitmeden önce bende alışmıştım bu kötü gidişe de o kadar koymamıştı. Ama Kasım 2017-Nisan 2018 arası gördüklerim beni korkuttu. Sanki memleket uçurumdan aşağı düşüşte her türlü umudu kaybedilmiş gibi. Halk gene aynı umursamaz tutumunu sürdürüp tüm bunların sorumlusu kendi değilmiş gibi yedi düveli suçluyor. Kentlerden kırsal alanlara kaçış başlamış. Yani göç tersine dönmüş. Kentler yaşanabilecek durumda değil. Her kes kırsal alanda kendin pişir kendin ye hesabı, sebze, meyvalını, yumurta ve etini sütünü kendi üretiyor.

Bu yazıda ülkenin basın yayın kurum ve elemanlarına değineceğim. Tabi hala elde kalana basın falan denebilirse. Mesela televizyonu açınca aynı “Big brother watching you” (Yani dikkat abi seni gözlüyor) hesabı her yerde o var. Hayatın her kesiminde ondan akıl almaz çağdışı tavsiyeler. Hep o konuşuyor. Etrafında akıl almaz bir gurup sabah söylediklerini akşam tekzip ediyor. Bazen onlar bile reisin hızına yetişemiyorlar. Dünya için anlattıkları gerçek dünya ile örtüşmüyor. Kimse dinlemediğini söylese de bir yolunu bulup gece uyurken rüyalarına girmek için gece neredeyse kulaklarına fısıldayacak.

Eve gelince uydulardan aldığım benim tercihli özel sistemimi bırakıp tüm kanallara bir bakıyım televizyonlarda neler var dedim. (Reisin bu çanaklarla dünyayı izleme sistemini de yasaklayacağı söyleniyor) 300’e yakın kanal bölümlere ayrılmış. Birinci gurup dizileri oynatan normal kanallar. İkinci gurup haber kanalları. Üçüncü kanal gurubu ot ve böcek satan fahri eczacı gurup ve dördüncü parmakla sayılabilecek kadar ve en az gurubu ise muhalif TV’ler ve en az birinci gurup sayısında dini kanallardan oluşturuyor.

Ben özellikle basın yayında yaşadığımız durumu Türkiye’den ayrılmadan önceki tek kanallı TRT dönemlerine çok benzettim. O zaman renkli falan da olsa TRT’den başka yayın yoktu. TRT’nin birden fazla kanalları vardı ama hep aynı masal hep aynı goy, goy tıpkı bugünkü gibi. Reis her köşe başında her konuda konuşuyor her yalaka TV’de canlı yayında. Bu televizyon kanallarının sahipleri de reise yağ çekmek isteyen iş adamları. Kimsenin halka hizmet gibi bir amacı yok

Reisin destekçisi parmakla sayılabilecek kadar az olan sanatçı takımı da bir âlem. Müzik diye bir şey kalmamış. Kimse bir zamanlar bize şekil veren ve eğitim isteyen klasik Türk müziği ve fasıl dinlemiyor. Her köşe başında Kasım ayında yaygın olan zenci raplarının yerini ağıtlar almış. Ama bunlarında müzik kalitesi tartışılır.

Programlar desem, Haber ve tartışma programlarında nasıl akademik unvan kazandığı anlaşılamayan kişiler Reise yağcılık yarışında. Haberci olmayan normal kanallarda diziler hep aynı senaryo, akraba arası karı koca çalmalar, mahalle holdingleri sofra manzaraları yemek yiyen ve yemek yapan insanlar. Yani seksen öncesi TRT bile siyasi baskı olmasına rağmen bunlardan çok daha kaliteli ve düzeyli yayıncılık yapardı.

Birde reklam kanalları var. Bunlarda reisin tabipleri (Bunlara hekim demek yanlış) halkın koyun olduğundan o kadar eminler ki herkese hangi otu yiyebileceklerini anlatıyor. Bunların bir kısmı ilaç yerine öneriliyor. Aslında müspet ilimin yerini dualara terk eden bir ulusta bunları önermek çok normal.

Gazeteler ise tek elde toplanmış, sıkıyönetimden korkup magazin haberciliği yapan 1980 öncesi o günün basını bile şimdikinden daha iyi daha özgür. Muhalif gazeteler bile ne zaman kapatılacak onun kaygısında. Ülkede 1980 sonrası yaygınlaşan köşe yazarı takımı, şimdilerde köşeden yağlama ekibine dönüşmüş. Geçmişi araştırıp yazan veya niyetlenen birkaç gazeteci sürekli yargılanıyor.

Oysa bu kadar masrafa ne gerek var. Mesela bir televizyon kanalından yayın yapıp herkesi de dinlediklerini anlatmaya zorlamak var (Yani ne kadarını anlamışlar diye sınav yapmak gibi) Yani bir TRT ve bir gazete yeter. Gazeteci diye tanımlanan kişilerin tümünü de çalışma kamplarına sürün gitsin.

Evet, sevgili yurt içinden ve yurt dışından bu yazıyı okuyan okurum; Türkiye artık Türklere ait bir mekân değil,  Tam tersine Araplaştırılmış Türklüğü lafta konuşan ama Türk olma özelliğini kaybetmiş bir Arap ülkesi. Ama ne garip Arap olduğunu da kabul etmeyen bir Arap ülkesi. İşin tuhafı askeri eleştirerek iktidar olan bir siyaset, bir başka adayının yolunu kesmek için kendi askeri cemaatçi yandaşı Akar’ı gönderiyor hem de askeri helikopterle. Aslında ben bu başkanlık seçimlerinde ne Gül’ü ne de başka bir tarikatçıyı aday olarak görmek istiyordum. Allahtan kendi içlerindeki kavga bunu önledi.

Başkanlık seçiminin sonucu şimdiden belli gibi. Oy sayısı eminim seçmen sayısının iki katı çıkacaktır her ahvalde kullanılmak üzere. Dışardaki rezaletler bitmiyor. Almanlar Dışişleri Bakanının siyasi konuşmasına izi vermedi. Sırada öteki Avrupa ülkeleri de var. Amerika’da yeni dışişleri bakanı Pompeu ile görüşmüş, sonuçları beni korkutuyor. Suriye kuvvet toplayınca ne olacak kimse bilmiyor. İflaslar şirketlerin ve fabrikaların kapanışı sürüyor ama saltanata devam.

Önümüzdeki ay Rıza Sarraf davası hızlanacak. Bakalım kimler dava kapsamına alınacak? Anlaşılan Pensilvanya’daki mollayı ABD vermemekte kararlı. Rum azdı. Ermeni azdı. Bulgar azdı. Komşularla aramız hala netameli. Ramazan ayı gelmiş. Halk et yiyemiyormuş. Yemesinler canım pasta yesinler. Reis konuşuyor ya karınları doyar o mitinglerde verilen bedava sandviçlerle.

Evet, adı konmamış bir Arap ülkesinin garip Araplaşmış vatandaşları. Aynı Saddam Irak’ında olduğu gibi bir seçime koşuyoruz bakalım sandıktan hangi Saddam çıkacak.

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI