Bugun...
Türk-ABD ilişkilerindeki gerçek sorun


Savaş Süzal
savas.suzal@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 24-11-2017 00:00
     

Belki bu yazıyı okumaya başlarken benim için, ne ukala adam falan diyeceksiniz ama sonradan yazıyı okuyunca haklı olduğumu anlayacaksınız. Önce bir haberci olduğum için akıcı bir dille yazamadığım bu yazı için özür dilerim. Ülke televizyonlarını seyrederken her konuya nane olan şahısı görmekle çileden çıkma dışında beni çıldırtan daha çok şey var ama en önemlisi, tartışma programlarına katılan veya çağrılan ve de unvanları yazılırken öğretim üyesi oldukları vurgulananyetersiz ve bilgisiz kişiler. Bir kere çoğu koltuğun bir tarafına kaykılarak oturuşlarından veverdikleri bilgilerin üçüncü satırında bu kişilerin bilim değil taraf oldukları ortaya çıkıyor. Neyse bırakalım bu gurubu da beni çıldırtan son konuya geçelim. Konu güncel olan ve giderek tırmanan Türk-ABD ilişkileri.

 

Son dört yıldır bu köşeden, avaz avaz uyarmaya çalıştığım konuların hepsinin, yeni farkına varmış gibiler. Hadi gerginliğin farkına varmamışlardı peki şimdisorunun nedenini külliyeyi göstermemek için topu hangi sahaya atacaklarşaşkınlar. Bir kere hala kimin ve hangi olayın bu gerilimi yarattığını yapılan yanlışla doğruyu hala ayıramıyorlar. Dünya Türkiye’ye mi kızgın yoksa külliyeye asrın liderine mi, bunu bile söyleyemiyorlar. Bu tutum yalakalıktan, iş korkusundan veya tarafgirlikten mi yapılıyoranlamak mümkün değil. Belki onlar gerçekteişin ve gerçeğin farkında ve hatta ne zaman içerde iktidar zayıfladığı hissedilse meydanlara çıkıp dışardan beni döğüyorlar şikâyetinin yapılmasının gerçek nedenini bile biliyorlar.
 

Son olaylardan başlayalım. Geçen yazımda NATO krizi konusunu yazmış ve bu krizin kimin yararına kullanılabileceğine dikkat çekmiştim. Hani şu meşhur 15 Temmuz darbesi falan gibi işin belirli bir amacı var bence. Krizin yaşandığı ülke Norveç olunca dikkatimi çeken, bu ülkeye Türkiye’den kimlerin sığındığı konusu. Bu Avrupa’nın Kuzeyindeki ülkelere DEVGENÇ’li Türkiye'den kaçan bir gurubun veçok sayıda PKK yanlısı Kürt’ün sığınmış olduğunu biliyoruz.Bunların çoğu yaşadıkları ülke vatandaşı olmuş ve kamu hizmetlerinde görev almışlardı. Ancak bildiğim kadarı ileeski tüfek birçok solcu yaşadıkları topraklarda emekli olmuşlardı. Dolayısıyla ben bu oyunun altında PKK parmağı seziyorum.
 

Bu kuzey ve İskandinav ülkelerindeki Kürt sığınmacılar yaşattıkları şiddet ve terörle(daha çok PKK yanlısı) her zaman gündemde olmuşlardı. Hatırlar mısınız,1986 yılında eşiyle sinemaya giderken öldürülen İsveç Başbakanı Olof Palme cinayetinde PKK'lıların parmağı olduğu söylenmiş ancak bu konuda yeterli delil bulup konu aydınlatılamamıştı. Ben NATO’daki hem Atatürk hem de Erdoğan olayının ardında da PKK düşmanlığının olduğunu sanıyorum. (Çünkü ne olursa olsun Atatürk ve Erdoğan bir araya getirilemez, amaç Erdoğan'a puan kaptırmakta olsa) Hem NATO’da görevli teknisyen ve hem de Türk asıllı teknisyen isimleri ve kimlikleri nedense hiç açıklanmadı. Bir de dikkatimi çeken bu.
 

Belli ki de bu konu da provokasyon var. Yani NATO’dan ayrılalım diyen belirli görüşleri değerlendirdiğiniz zaman, “tabii ama hangi ittifakta yer arayacağız” bu soruya yanıt verilmiş değil. Yani illa bir ittifakta mı yer alacağız sorusuna gelince cevap, bugünkü dünya da evet. Birde unutmayın yıllar önce NATO’nun askeri kanadından ayrılmış bulunan Fransa, yeniden bu guruba döndü, Gerekçeleri örgütün karar mekanizmasında rol almak içindi. Unutmayın bu teşkilatın içindeyken başınıza gelenleri önleyemezken, dışında olunca olacakların boyutunu.
 

Gelelim Türk-ABD ilişkilerine. Bu sorun için öneriler, aynı halk arasındayaygın olan çok hasta bir kişiye doktora gitmeden bana şu ilaç çok iyi geldi, Ayşe hanıma iyi geldiğidene hesabına benziyor. Bugüne kadar hiç düşünülmeden yapılan tüm dış politika kararlarında olduğu gibi Türk-ABD ilişkileri de çözülmek isteniyor. Türk-Amerikan ilişkilerinin kötüleştiğini en az beş yıldır yazıyor ve söylüyoruz. Bu yüzden adımız Erdoğan ve AKP’yi sevmeze kadar çıkmıştı. Asıl ilişkilerdeki kötüleşme nedenini kimse görmek istemedi. Bunun başında gelen şark kurnazlığı ile Washington’a söylenen yalanlardı. Bunların hatası, kendilerini iktidara getiren kişilerin gene bunlar tarafından götürülebileceğine ihtimal vermemeleri. Oturdukları koltukları sağlama aldık sandılar.
 

Yıllar önce (yaklaşık 20 yıl kadar önce) Amerikalı bir heyetin bir Dolmabahçe ziyaretinde Saray'da görevli AKP’li yetkililerin Amerikalılara insanı utandıran yağcılık ve yavşaklığını da gene bu köşede yazmıştım. Bir dönem Washington, iktidara getirdikleri bu ekibin tehlikesini görünce kurtulmak istemiş ama asrın liderinin yakın arkadaşı Cüneyt Zapsu, Washington’a giderek zamanın iktidar partisi Cumhuriyetçilerin kalesi AEI’de “bu lideri terk etmeyin sonuna kadar kullanın” demişti hatırlayın. Bu açıdan Rıza Sarraf olayı sebep değil sadece sonuçtur. Burada da hedef Türkiye değil, AKP’yi yöneten siyasilerdir.
 

Demem o ki, iktidardaki AKP, Washington’a öylesine kayıtsız şartsız teslim olmuş, karşı koyabilecekleri ellerinde hiçbir koz kalmamıştı ki şimdi tehditleri beş para etmiyor. Washington’a biat edenlerin çaktırmadan kendi keselerini doldurmak istemelerinin Amerikalıları kızdırdığı da bir gerçek. Bu arada topu FETO’ya attıkları Türk Silahlı kuvvetlerini sıfırlamada, külliyede üslenenlerinde küllen suçu yok muydu? Ergenekon ve Balyoz davalarının savcısı kimdi? Ülke silahlı kuvvetlerinin başına geçirdikleri Akar’ın geçmiş ilişkileri üniformadan daha çok sivilliğe dayandığını dış gezilerde ortaya çıkmamış mıydı?
 

Tabii Washington, sütten çıkmış ak kaşık değil. Bizler gençliğimizde Amerika’nın emperyalist çıkışlarını gördüğümüz için Dolmabahçe önünde Amerikalı denizcilerle kavga ederken, Amerikalıların o yıllarda yardımına bugün Atatürk düşmanı Meclis başkanının başında bulunduğu yobaz sürüsünün sopalarla koşup biz gençlere saldırışını unutmak mümkün mü? İstanbul Belediye başkanlığı sırasında Erbakan’ın partisinden kimi Amerikalılar devşirmişti acaba? Bunlar balık hafızasına sahip milletimizin dikkatine. Yani demem o ki hiçbir şey tesadüf değil. Bundan sonra olacaklarda o yüzde 50 Evetin günahı, tercihi sonucu.
 

Bu kadar günah çıkarmak yeter. Gelelim güncel konu Suriye toplantılarına. Burada Suriye’nin sıkı müttefiklerinden İran ve Rusya var. Burada Türkiye azınlıktır ve karar yetkisi yoktur. Ayrıca, Suriyeli Kürtler konusunda Şam ile Moskova ve Washington anlaştığına göre, burada anahtar güç, bizim muhalefet ettiğimiz Kürtler konusudur. Peki, Kürtleri silahlandıran Washington’un son Suriye toplantısında yer almamasının bu toplantılarda ne tür bir karar alınacağının sinyalini vermedi mi? Tabii ki verdi. ABD bence İsrail’in isteği doğrultusunda Esat hükümetinin aleyhlerinde bir hareketini önlemek için hem kendisi kuzey Suriye’ye yerleşirken hem de Kürtleri kuvvetlendirecek. Burada kalan Suriye muhalif hareketi denen radikal dinci guruplar tamamen devre dışıdır.
 

Böylece Esat’ı Eset yapanların yeniden neden Eset’e döndüğü önemli. Türkiye bu zirvede görüntü unsuru olmaktan öte bir role sahip değildir gerçekçi olun. Demem o ki yıllardır anlamsız olarak Kandil’deki boş mağaraları bombalayan Türkiye, içini boşalttığı silahlı kuvvetlerini adam edip, hava kuvvetlerine pilot deniz kuvvetlerine kaptan yetiştirmek zorundadır. Güneydoğuda her gün yetersiz komutanlar altında helak edilen evlatlarımızın hesabını kim verecek bilemiyorum. Buda imam Hatipler aracılığıyla veya Üniversite haline getirip başına bir sivili getirdiği Harp okullarının da önemi vardır.
 

Türk Silahlı kuvvetleri yeniden Mustafa Kemal’in ordusu haline getirilmeden sağa sola efelenmenin bir anlamı yok, yedi düvele rezil olabiliriz.



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI