Bugun...
BOŞA GEÇMİŞ ÖMÜRLER


Rifat SERDAROĞLU Serdar' ca
rifatserdaroglu@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 11-03-2014 07:53
     

“Para ve iktidar kavgası, uygarlığın çare bulamadığı en iğrenç insan hastalığıdır.
Türkiye de bu çukurdadır. Dünya tarihinde ne bir bilge, ne de bir filozof insanoğluna para ve iktidarı tavsiye etmedi. Fakat insanlar ne Peygamberleri, ne bilgeleri, ne de filozofları dinledi. Şeytanın Avukatı ya da hayvan olmayı yeğledi. Bugün öyle bir dünyada yaşıyoruz…”

 

Sayın Doğan Kuban’ın düşünceleriyle başlıyoruz bugünkü yazımıza.
Aşağıdaki üç kişiyi, “gençlere ders olması-onlar gibi davranılmaması” amacıyla yazımızın konuğu yaptık.

 

Mustafa Koç;
Koç Ailesi, ülkemizin en itibarlı ailelerinden biridir. Yatırımlarıyla, binlerce insanımıza ekmek kapısı açmalarıyla, eğitim ve sağlıkta ki devlete katkılarıyla çok hayır-dua almışlardır. Bu ailenin günümüzdeki temsilcileri her konuda, bu servetin kurucusu rahmetli Vehbi Koç gibi davranmak zorundadırlar. Vehbi Bey her zaman servetini Türk Milletinden kazandığını bilirdi ve Türk Milletinin bütünlüğünü-birliğini asla “para-kazanç” vasıtası yaptırmazdı.
Torun Mustafa Koç, Başbakan’dan randevu ister. Erdoğan bir türlü randevu vermez. Bunun üzerine Mustafa Koç, Barzani’yi devreye sokar ve Barzani’nin ricasını kıramayan TC Başbakanı, Mustafa Koç ile görüşür!
Başbakan’ın Barzani denen eşkıyayı, Koç Ailesinden daha itibarlı görmesi ve Barzani’nin isteğiyle Mustafa Koç ile görüşmesi, onun affedilmez ayıbıdır.
Peki, Mustafa Koç’a ne demeli?
Eğer Başbakanla görüşme talebinizde haklı iseniz ve randevu alamıyorsanız, yapacak başka bir şey bulamadınız mı? Örneğin konuyu, Türk Kamuoyuna taşısanız, Erdoğan’ın ülkemiz için yararlı bir yatırımı, haksız yere engellediğini Türk Milletine anlatsanız, probleminiz çözülmeyecek miydi?
Barzani aracılığıyla alınan randevu işinizi çözdü mü? Hiç sanmıyorum.
Erdoğan’ın, Barzani’nin talebini de reddetmesi durumunda, nereye başvuracaktınız? Başvuracağınız merci, sırasıyla İmralı ve Kandil mi olacaktı?
Mustafa Bey, şunu hiç unutmayın;
Türk Milletinin içine sinmeyen hiçbir görüşmenin, hiçbir yatırımın size de ailenize de, yararı olmaz.
Bu adamlara yalvaracağınıza, Türkiye demokrasinin eksikliklerini tamamlamak için uğraşsanız, bilenlere danışsanız, daha yararlı iş yapmış olursunuz.

 

Erdoğan-Yıldırım Demirören;
Allah kimseyi bunların durumuna düşürmesin. Yedi soyunun yiyemeyeceği kadar servet, yat-kat-uçak, bir faninin isteyebileceği her türlü maddi imkân var, ama “Adamlık” yok.
Erdoğan Bey, siz 76 yıllık ömrünüzü, servetinin hesabını veremeyen, boğazına kadar yolsuzluk-hırsızlık-rüşvet suçlamalarına batmış birinden, Anayasa’ya, yasalara ve insan haklarına aykırı olarak “Fırça Yemek” için mi yaşadınız?
Böyle biri karşısında ağlamak, size yakıştı mı?
Türk Milletinin, çalışanlarınızın ve dostlarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız?
Ya siz Yıldırım Bey;
Siz nasıl evlatsınız? Babanızın, Başbakan Erdoğan tarafından azarlanıp, aşağılanmasına, herkesin gözü önünde hakarete uğramasına sizin bir diyeceğiniz yok mu? Nasıl oturabiliyorsunuz o koltukta?
Ya götürün o koltuğu Başbakanlığın önüne bırakın, ya da Beşiktaş üyeliğinden derhal istifa edin. Hiç olmazsa Çarşı’dan utanın.

 

Zafer Çağlayan;
“Kalıbının adamı değilmiş” diye bir sözümüz vardır. Tam da bu adam için söylenmiş herhalde.
Hakkında düzenlenen fezlekede 52 Milyon Dolar rüşvet aldığı iddia edilen, oğlu tutuklanıp şaibeli bir şekilde serbest bırakılan ve Bakanlıktan kovulan bu sepet, “Bütün bunlar ben Kürt olduğum için başıma geldi, diğer üç Bakan da öyle” dedi. (Erdoğan Bayraktar Rize-Of Kürtlerinden herhalde!)
Yabancı ülkeye iltica etmek için, kendi vatanını kötüleyen sapıklar gibi,
“fitne-fesat” saçmaya devam etti. Bir zamanlar ülkücü olduğunu söyleyen
Zafer Çağlayan, şimdi Öcalan’ın emir eri olmuş da haberimiz olmamış!
Be hey nankör;
Zengin olurken sana ayrım yapılmadı, Sanayi Odası Başkanı olurken yapılmadı, Milletvekili olurken yapılmadı, Bakan olurken yapılmadı, koluna 700 Bin liralık saat takarken yapılmadı da, İran Ajanlarından avanta alırken mi sana ayrımcılık yapıldı?
Yazık, boşa yaşamışsın bu ömrü. Kendi ağzınla, kendi ömrünün içine ettin…

 

Not; Sayın TÜSİAD Yönetimi;
Ne oldu sizin ilkelerinize? Hani siz içinizde şaibeli işlere bulaşanları istemezdiniz. Hiçbir suçu olmayan üyelerinizi ihraç ettiniz. İlkeleriniz mi değişti, siz mi değiştiniz? Yukarıda yazdıklarımı kendinize yakıştırıyor musunuz? Bu üç kişinin yaptıklarını, rahmete kavuşmuş TÜSİAD Kurucularına anlatabilir misiniz?



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI