Bugun...
HDP'liler Neden Kandil'e Değil de “Kürdistan”a Gönderiliyor?


Müyesser Yıldız
 
 
facebook-paylas
Tarih: 03-03-2019 13:43
     

Bölücü terör örgütü PKK'nın siyasi uzantısı HDP'nin eş başkanı Sezai Temelli'nin, “Kürdistan'da biz kazanacağız. Batı'da AK Parti ve MHP'ye kaybettireceğiz” sözlerine Erdoğan'ın tepkisi, artarak devam ediyor.

Erdoğan, 5 gün önce Giresun mitinginde, “Sen Türkiye'yi terk et. Güneyde, Irak'ta Kürdistan bölgesi var, oraya git. Türkiye'de benim böyle bir bölgem yok” dedi.

Duyunca, irkildim. Malûm, Sevr'den beri “Büyük Kürdistan projesi”nin sahiplerinin kafasında “4 parça” var. “Güney” ifadesi çok farklı çağrışımlara yol açabilirdi, neyse ki, bir daha bunu kullanmadı.

Erdoğan, iki gün önceki Artvin mitinginde şöyle konuştu:

“Bizim ülkemizde Kürdistan diye bir bölge yok. İstiyorsanız Kuzey Irak'ta Kürdistan var. Defolun, oraya gidin.”

Dün Trabzon'da Türkiye'de “Kürdistan” diye bir bölge olmadığını tekrarlarken de şunu söyledi:

“Çok seviyorsan, Irak'ın kuzeyinde Kürdistan var. Yallah oraya git, Kürdistan'a. Sizin bu ülkede yeriniz yok.”

-“Meclis'ten Atalım da Dağa mı Çıksınlar?”-

Önce, “Nereden nereye” dedirtecek bazı kareleri hatırlatalım.

Yıl 2007; PKK'nın HDP'den önceki siyasi uzantısı olan DTP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması istenmektedir.

Dönemin Başbakanı Erdoğan ise şu görüştedir:

“Parlamentoya seçimle gelmiş olan milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırmak, parlamento dışına atmak doğru olmaz. Siyasallaşma sürecine girmelerini özellikle teşvik etmemiz gerekiyor. Anayasal düzende siyaset yapsınlar. Suç işlerlerse, takip edecek olan ben değilim. Yargı var, savcılar var. Demokratik parlamenter sistemde Meclis'i bu kavganın içine sokmamamız gerekir. Aksi halde yozlaşmaya yol açılır. Sayın Baykal 5 yıldır dokunulmazlıkların kaldırılmasını bize karşı kullanıyor. Şimdi Sayın Bahçeli farklı şekilde gündeme getiriyor. Yanlış gidiştir bu. Farklı yollar, demokratik yollar denenmeli. Katı defans uygulanırsa, parlamento dışı kalırlarsa, onları da dağa gönderirsiniz.”

Erdoğan'ın tek talebi şudur:

“DTP samimi bir tercih yapmalı. Ya silahlı eylem türünü ya da silahsız eylem türünü. Yani demokratik yolu. Demokratik mücadele yolunu seçince, silahlı mücadeleyi reddedeceksin. Silahla hemdem olursan, samimi değilsin demek. Adın parti de olsa samimi olamazsın. Hükümet programı görüşülürken, Meclis'te söyledim; Bu çatı altında terör örgütüne 'terör örgütü' diyemiyorsan, onlarla bizim hukukumuz olamaz.”

Bu çağrılara rağmen politika ve söylemlerinde hiçbir değişiklik olmayan DTP'nin Genel Başkanı o vakitler Ahmet Türk'tür.

Yıl 2009; Ahmet Türk, “Diyalog” için Erdoğan'dan randevu ister.

Erdoğan'ın birkaç kez “Şehit haberleri geldiği için” veremediği randevu, 5 Ağustos 2009'da gerçekleşir. Erdoğan görüşme öncesinde, “Ben DTP'yi, PKK'yla aynı kefede değerlendirmiyorum, değerlendirmek istemiyorum. Çünkü Parlamentonun içinde olan bir siyasi parti olması hasebiyle... Eylemleri, fiilleri şu bu ayrı konular, bunları ayrı konuşuruz. Ama Parlamentonun içinde olması sebebiyle olayı böyle değerlendirmek durumundayım” der.

“Başbakan” değil, AKP Genel Başkanı sıfatıyla yaptığı 1 saatlik görüşmeden sonra da şunları söyler:

“Bugün gerçekten, demokratik parlamenter sistem içerisinde, TBMM çatısı altında çok çok önemli bir toplantıyı gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bildiğiniz gibi bir sürecin içerisindeyiz ve bu sürece yönelik olarak bugün yapmış olduğumuz toplantıyla, geleceğe yönelik umutlarımızın daha da arttığı inancındayım, zira milletimiz birlik istiyor, beraberlik istiyor, dayanışma istiyor. Tabii anneler, gözyaşları dinsin istiyor, kan, ölüm olmasın istiyor, hepimiz bunu istiyoruz. Hepimiz bunun beklentisi içerisindeyiz ve bütün bunlara yönelik olarak da, Türkiye’de, İçişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda bir çalışma başlattık ve bu çalışmanın içerisinde teori var, bu çalışmanın içerisinde pratik var. Hepsi burada buluşsun istiyoruz ve bununla ilgili olarak siyasi partilerimizin, sivil toplum örgütlerimizin, akademisyenlerimizin, medyanın yazılı, görsel bütün içinde yer alan ve bu konuda hakikaten söyleyeceği çok şey olan temsilcilerinin katılımlarıyla böyle bir çalışma şu anda devam ediyor.”

-Orası “Kürdistan” mı ve Tanıyor muyuz?-

Dün DTP'yi, PKK ile aynı kefede değerlendirmediğini belirten Erdoğan bugün, “HDP eşittir PKK” diyor...

Dün, “Meclis'ten atalım da dağa mı çıksınlar” diyen Erdoğan, bugün onların “Kürdistan”a gitmesini istiyor...

O halde, şimdi de “Kürdistan” var mı, ona bakalım.

Erdoğan'ın “Kürdistan” dediği yer, Barzani'nin hüküm sürüp, 1990'lı yıllarda Körfez savaşıyla birlikte sadece kendisinin “Kürdistani” saydığı bölgedir.

ABD'nin Irak'ı işgâlinden sonra yapılan yeni anayasadan sonra burası, “Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi” olarak adlandırıldı.

ABD'lilerin Barzani için hazırladığı Anayasa taslağının girişinde ise “Wilson ilkelerine, Sevr'in self-determinasyon maddelerine” atıf yapılıp, Türkmen şehri Kerkük'ün “Başkent” sayıldığını hatırlatıp, devam edelim.

Bilindiği gibi, “Barzanistan” AKP iktidarı döneminde, Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı sırasında “Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi” olarak tanındı, resmi yazışmalarda bu ifade kullanılmaya ve Barzani'nin sözde bayrağı Çankaya Köşkü ile ülkemiz semalarında “dalgalandırılmaya” başlandı.

Peki HDP konusunda Erdoğan gibi düşünen Cumhur İttifakı'nın diğer ortağı MHP Lideri Bahçeli’nin bu konuda görüşleri nedir?

Mesela “Barzanistan”ın bağımsızlığı gündeme geldiğinde, şunları söyledi:

“'Bağımsız Kürdistan' demek, yıkım demektir. 'Bağımsız Kürdistan' demek, Türkiye'nin kırım ve kopuşu anlamına gelecektir. Türk Milleti, 'Kürdistan'a izin vermeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti, evinin önünde kurulması planlanan ruhsatsız, bölücülük ve düşmanlık kampına müsaade etmeyecektir.”

Mesela Irak Anayasası’nda Barzani’ye özgü bir bayrak tanımı olmadığını vurgulayıp, “Olsa bile bizi bağlamaz, bağlayamaz” dedi.

Ve mesela şu tarihi gerçeği hatırlattı:

“Bunca olan bitenlerin esas amacı 4 parçalı Kürdistan'ı kurmaktır. Asla unutulmamalıdır ki, hedefteki ana ülke Türkiye'dir. Irak ve Suriye'deki gelişmelerle sabrımızı sınayıp, tepkimizi ölçmeye çalışanların bir sonraki durağı, aziz vatanımız olacaktır.”

“Beka ortaklığı” yaptığı Bahçeli'nin bile “Kürdistan” diye bir yeri kabul etmediği ortada.

Hâl böyleyken ve HDP'lilere mesela, “Kandil'e gidin” demek varken, Erdoğan'ın Irak Anayasası'ndaki tanımı da aşarak, her gün “Kürdistan” vurgusu yapması neyin nesidir?

Orasının artık Barzani ve hamilerinin istediği şekilde tanınması hazırlığı mı?

İyi de Barzani'ye yakınlığı ile bilinen Rudaw kanalının 2013'ten beri kullandığı hava durumu haritasında, Erzurum, Sivas, Ağrı, Van, Malatya, Hatay ve Mersin “Kürdistan” sınırları içinde yer almıyor mu?

2017'deki sözde bağımsızlık referandumu öncesinde asılan propaganda afişlerinde de İran, Irak ve Suriye'nin bir bölümünün yanısıra ülkemizden tam 26 il yine bu sözde “Kürdistan”da gösterilmedi mi?

Oraya “Kürdistan” denmesi, bu rezaletlerin de kabulü anlamına gelmez mi?

 

Müyesser YILDIZ
            3 Mart 2019

 



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI