Bugun...
Kemal Kerinçsiz'in Mektubu‏ - MURAT TAŞDAN


Murat TAŞDAN
atsiz_turk66@windowslive.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 21-11-2013 19:26
     

Başbakan ve AKP yöneticilerinin birçok söylemlerinde, siyasi mirasına sahiplendiklerini ifade ettikleri Adnan Menderes’in yargılanma süresindeki hukuk ihlalleri ile Ergenekon ve benzeri davalarda yaşanan hukuk dışılıklar karşılaştırıldığında tüm bu siyasi davaların tek merkezden planlandığı, sadece tertibi infaz eden taşeronların değiştiği görülmektedir. 


Suçlamalar ve iddialar ne olursa olsun, bir ülkenin başbakanını görevinden alıp, 1 yıl 3 ay 20 gün sonra temyizi kabil olmayan bir kararla astıran küresel güç ile Genelkurmay Başkanına terörist suçlaması yaparak müebbet hapis cezasına mahkum eden güç odağının NATO’nun üç ülkesinde farklı olduğuna inanmak safdillik olarak değerlendirilebilir. 


İki yargılama arasında yarım asır fark olmasına rağmen, işaret ettiğim benzerlikler, aynı merkezli davalarda zamanın nasıl donduğunu yeterince göstermektedir. Şöyle ki; 


1) Yassıada yargılamasında; bir sanığın temsili noktasında kovuşturma aşamasında üç müdafi ile sınırlama getirilmiştir.


Ergenekon ve benzeri davalarda da; yasaya ve Anayasa Mahkemesi kararına rağmen müdafi sayısı üç ile sınırlandırılmıştır. 


2) Yassıada yargılaması özellikle adada yapılarak kamuoyunun tepkisinden kaçınılmıştır.” 
Ergenekon ve benzeri davalarda; idari yerleşim merkezlerinden uzak, tarlalar içerisinde görülmesinin tek sebebi; kamuoyunun takibinden kaçırmak ve izlenmesini güçleştirmek olmuştur. 


3)Yassıada’da; sanıklar tutuklu kaldıkları cezaevi içinde oluşturulan salonda yargılanmışlardır. Ergenekon ve benzeri davalarda da; sanıklar, AİHM’nin kararlarına aykırı bir şekilde cezaevi içinde yargılanmıştır.


4) Yassıada yargılamalarında sanıkları savunan müdafiler sık sık tutuklanmışlar, sanıkların savunulamayacağı bir duruşma ortamı yaratılmıştır. Ergenekon ve benzeri davalarda da; birçok sanık avukatı davanın sanığı haline getirilerek yıllarca tutuklu bırakılmış ve mahkum edilmişlerdir. 


5) Yassıada yargılamalarında ifadelerden sonra davayı bir an önce bitirmek için sanıkların ortak yazılı savunma verebileceklerine ilişkin kısıtlamalar getirmişlerdir. Ergenekon ve benzeri davalarda da; yargılama süreci, siyasetin emrine verilmiş, davaların bitirilmesi istendiğinde tanıklara soru sorma ve talepte bulunma hakkı ortadan kaldırılmış, sanıklar kendilerini savunamaz hale getirilmiştir. 


6) Yassıada sanıklarının; kapalı zarflar içerisinde verdikleri yazılı savunmaların hiç açılmadığı ve kararları savunmalar okunmadan verildiği, mahkemenin taşınması sırasında ortaya çıkan hiç açılmamış zarflardan anlaşılmıştır. Ergenekon davalarında da; yargılanan sanık olarak verdiğim yazılı savunmalarımın bir sayfasına iri harflerle; “Bu savunma okunmayacaktır. Verilen dilekçelerin okunmadığının ortaya çıkarılması için bu cümleyi yazıyorum” şeklinde büyük harflerle yazarak yaptığım sınama üzerine mahkemeden hiçbir tepki gelmemesi, yazılan dilekçelerin okunmadığı gerçeğini ortaya koymuştur.


7) Yassıada’da; idam kararları verilmeden bir hafta önce dönemin Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel tarafından siyasi parti liderleri ile yapılan yuvarlak masa toplantısında idam cezaları açıklanmış ve onaylatılmıştır. Ergenekon ve benzeri davalarda sanıkların cezalandırılacağı başta Başbakan ve bakanlar tarafından kamuoyuna yıllar önce ilan edilmiştir. 


Yassıada yargılamalarında, mahkeme heyetinden aman dilemeyen ve dik duran sanıklara müebbet ve idam cezaları verilirken, aynı konumda bulunan diğer sanıklara hürriyeti bağlayıcı cezalar verilmiştir. Ergenekon ve benzeri davalarda da yargılama sürecinin tertip olduğunu savunan tüm sanıklara, yüzlerce yılı bulan cezalar verilmiştir. 


9) Yassıada yargılamasında; örtülü ödeneğin suistimal edildiği gerekçesi ile Adnan Menderes’e milyonlarca lira ceza verilerek geride kalan ailenin de cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Ergenekon davalarında da; sanıklara ödenmediği takdirde hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüşen yüzbinlerce TL para cezaları verilerek, ceza kişiye değil ailelere verilmiştir. 


10) Yassıada yargılamalarının; öncesi ve sonrasında toplum öylesine korkutulmuştur ki, Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’e okula gidememesi nedeni ile matematik dersi verecek öğretmen bulunamamış, güç bela cesur bir üniversite öğrencisi temin edilebilmiştir. Ergenekon ve benzeri ve davalarda da; kasıtlı olarak yaşatılan korku sürecinde sanıklar yalnızlaştırılmış, vatanseverliğin suç olduğu duygusu yaygınlaştırılmıştır.
Üzerlerine beton dökülmeye çalışılan Silivri zulümhanesinde gelen ibretlik mektubun son bölümü. Siz bu satırları okurken İzmir’de kurulan tezgahı izleyeceğim. 28 Şubat tiyatrosu ile beraber sözde casusluk davasını yazmaya çalışacağım...


11) Yassıada yargılamalarında; sanıkların her biri ayrı ayrı hücrelerde tutulmuş, bir araya getirilmemiş, birbirlerini duruşmalarda görebilmişlerdir. Ergenekon sanıkları da; cezaevinde ayrı ayrı hücrelere konulmuş, cezaevinde konuşma ve haberleşme yasağı getirilmiş, suçluluk psikolojisi yaratılmak istenmiş ve tecrit edilmişlerdir. 


12) Yassıada yargılamaları; sonucunda verilen idam cezalarının infazının ertelenmesi girişimleri sonucunda rahmetli İsmet İnönü “infazları ertelemiyorlar. Bunlar çılgın vaziyetteler” diyerek, iktidarı eline geçirenlerin nasıl bir idam histerisine kapıldıklarını söylemekten çekinmemiştir. Ergenekon ve benzeri davalarda da sanıklara verilen idama koşut ağırlaştırılmış müebbet ve yüzlerce yılı bulan cezalar az bulunmuş, iktidar ve yandaşları televizyonlardan galibiyet sarhoşluğu içerisinde, aslında sanıkların idam cezasını hak ettiklerini ve yüzyılın intikamının alındığını içeren pervasızca açıklamalarda bulunmuşlardır. 


13) Yassıada mahkemesinde; 15 sanığa idam cezası çıkarken, Ergenekon davalarından 16 sanığa idama eş müebbet hapis cezası verilmiştir. 


14) Yassıada mahkemesinde; Çarşamba günü hariç haftada 4 gün yargılama yapılırken, ne tesadüftür ki Ergenekon davalarında da aynı usul benimsenmiştir. 


15) Yassıada yargılaması; sonunda idam edilenlerin ailelerinden idam için kullanılan keresteler, urgan, sandalye, idamlık gömleği ve celladın ücreti icra yolu ile tahsil edilmiştir. Ergenekon sanıklarından da yaşamlarını karartan müebbet ve ağır hapis cezalarının dışında cezaevinde verilen yemek bedelleri, mahkemede yapılan masraflar ve yüz binlerce para cezasının tahsiline karar verilmiştir. 


16) Yassıada mahkemesince; idama mahkum edilip cezası infaz edilenlerin evlerin önüne hükmün özeti asılarak, sanıkların teşhiri ve toplumun sindirilmesi yoluna gidilmiştir. Ergenekon ve benzeri davalarda yandaş medya tarafından müebbet ve ağır hapis cezaları alan sanıklar günlerce darbeci olarak gösterilmiş, kişilik haklarına tecavüz edilmiştir. 


17) Yassıada mahkemelerinden; verilen kararlar kesin olup, temyizi kabil değildir. Ergenekon ve benzeri davaların; temyizine bakan Yargıtay Dairesi 12 Eylül 2010 referandumundan sonra iktidarca istenildiği şekilde oluşturulduğundan temyiz sadece sanıkları boş yere umutlandıran bir süreç olarak yaşatılmıştır. 
18) Yassıada yargılamasında görev yapan hakimler davanın siyasi bir dava olmadığını, sanıkların işledikleri suçlardan ötürü yargılandıklarını ifade ederken, Ergenekon ve benzeri davalarda da; hakimlerin tümü sözbirliği etmişçesine davanın siyasi dava olduğunu inkar etmişlerdir. 


Aradan geçen 50 yıla rağmen, iki yargılama sürecinde yaşanan onlarca benzerliği ve aynı uygulamaları yer darlığı nedeni ile yazamamaktayız. 


Yassıada yargılamalarının radyodan yayınlandığını, izlemeye gidecek akraba ve yakınlara devletin vapur tahsis etmesi gibi aleniyet ve kolaylık sağlayan uygulamalar dikkate alındığında, Ergenekon’u tezgâhlayan iradenin daha da sertleşerek en basit insani duygulardan mahrum oldukları anlaşılmaktadır. 


Dijital sahte deliller, cezaevlerinden toplanan yalancı gizli tanıklar ve uydurma deliller dikkate alındığında komplocu gücün sonuç almak için çok daha acımasız tutum takındığı görülmektedir. 


AKP’nin iktidara gelişi, milli iradenin iğfal edilmesi sonucu, 28 Şubat sürecinde hazırlanan bir sivil darbe olduğu ve bu darbenin ülkenin toprak bütünlüğünü, Cumhuriyeti ve Türk Milletinin geleceğini hedef aldığı inkar edilemez bir gerçektir. 


Bu sivil darbeyi tezgâhlayanlarla, 12 Eylül’ü, 12 Mart’ı ve 27 Mayıs’ı tertipleyenlerin aynı küresel güçten beslenen taşeronlar olduğu bir gerçektir.


Maalesef küreselci güçlere hizmet edenler, halkımızın karşısına bazen NATO’ya bağlı üniformalılar olarak çıkarken, bazen de milletimizin samimi duygularını istismar eden din tüccarları ve cemaat mensupları olarak çıkmaktadır. 


Askeri vesayetten şikayet edenler, aynı merkezden aldıkları güçle sürdürdükleri sivil vesayet rejiminde ileri demokrasi aldatmasıyla uyguladıkları zulüm ve işkenceyi sadece sivil takım elbiselerine dayanarak halka benimsetme oyunlarına açılım süreci nedeni ile izin verildiğini, aksi halde sifona basılarak süpürülme miatlarının dolduğunu bilmeyen yoktur. 


Sizlere iki yargılama sürecindeki benzerlikleri ifade ederken aslında yargılama süreçlerinin bir tiyatro olduğu, yargılayanların görünürde elbiseleri değişmekle birlikte, asıl görev dağılımını yapanın, gölge oyununda tahta kuklaları yönlendiren elin hep aynı olduğunu göstermek istedim. 
Saygılarımla.


Av.Kemal Kerinçsiz
Silivri 1 Nolu Cezaevi
B-9 Alt Koğuş

 

Kaynak: www.habererk.com



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI