Reklam
Bugun...
OPERASYONEL DEMOKRASİLERİN TERÖRE KATKILARI VE TÜRKİYE’NİN GERİ KABUL FATURASI - İbrahim ÇEVİK


İkinci Bölge Haber Serbest Köşe
haber.ikincibolge@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 15-12-2013 23:41
     

NATO şemsiyesi altında ABD’nin perde gerisinden yönettiği Afganistan’da 5, yine ABD’nin işgalini yaşamış olan Irak’ta 2 milyon insan yerlerinden edilmiş durumda. Suriye’de ise durum farksız, yaklaşık 2 milyon insanın da bu ülkede yersiz-yurtsuz oldukları öne sürülüyor. BM, her ay 3 bin kişinin Eritre’den yaşadışı göçle kaçmaya çalıştığını bildiriyor. 2013’ün başından itibaren Mısır ve Suriye’den Avrupa’ya yönelen yasadışı göçün toplamı 30 bin kişi civarında. Bunlar sadece bilinenler. Mağrip ülkelerinde yaşanan bahar (!) hareketlerinin ve Kara Afrika’daki etnik-dini çatışmaların neden oldukları göçe baktığımızda hacminin bu rakamlardan hiç de az olmadığını görüyoruz.

 

Verilen isimlerle meşru ve şirin gösterilmeye çalışılsa da veya bizzat ve resmen işgal olsa da ülkelerde yaşanan kargaşalar kaçak göçün temel nedeni. Çoğunluğu Akdeniz’in dibinde sona eren maceraları göze alamayıp geride kalanların durumlarıysa ayrı bir acı. En temel hakları olan can güvenliklerini para vererek sağlıyorlar. Bağdat’ta, Kerkük’te can güvenliğini korumanın bedelinin bir işadamının yıllık kazancı kadar olduğu bildiriliyor. Türkmen kenti Tuzhurmatu’da 2013 yılında 160 kişi kaçırıldı, 750 aile şehri terk etti. (1) Somali’de El Shabab militanlarınca koruma parası alındığı hatta korunacak kişilerin yıllık gelirleri hesaplandıktan sonra ücretinin belirlendiği belirtiliyor. Afganistan’da, Pakistan’da tanınmış politikacı ve işadamlarının peşinde birer koruma ordusunun gezdiği bilinen bir gerçektir.

 

Güvenliğin ortadan kalktığı baharı ve etnik-dini kargaşayı yaşayan ülkelerde devlet otoritesinin bitmesiyle boşalan alanı derhal El Kaide’nin yerel birimleri dolduruyor. Güneydoğu Asya’da, Ortadoğu’da, mağrip ülkelerinde ve Kara Afrika’da El Kaide’nin güçlü olması rastlantı değildir.

 

Bu gerçeğe rağmen batı ülkelerinin El Kaide militanlarının terör yoluyla bulundukları bölgelerde üslendiği iddiaları dayanaksız. Aksine örgüt yozlaşmış otoriter yönetimlerden ve batının aşağılamasından bıktığı için halkın desteğini almaktadır. İnsansız hava araçlarıyla hiç düşünmeden gerçekleştirilen saldırıların sık sık hedefi olan toplulukların öfkesi El Kaide saflarında birleşmektedir. Irak’ın her hangi bir şehrinde işgalcilere ait paralı askerlerin evlere destursuz girip, müslüman aile mahremiyetini ayakkabılarıyla çiğnemelerinin Irak dışında bile yarattığı nefret unutmamalıdır. ABD’li operasyon birimlerinin Afganistan’da düğün kalabalığını eylemci kalabalığı olarak görme keyfiliği içinde bombalarla yok ettikleri olaylar az değildir. Celalabad’da kuş avına çıkan çocukları savaş uçaklarına hedef olmalarının üzerinden çok zaman geçmedi. Hepsinde olmasa bile ezilmişlik hissi içerisinde bir kısım müslümanların kahramanı olan Usame Bin Laden’in yatak odasında öldürülmesinden duydukları öfke El Kaide’ye duyulan sempatiye dönüşmektedir. Başka yerlerde yapılan hatalar da aynı kapıya çıkmaktadır. Mali’de, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde müdahil olan Fransa, hıristiyan-müslüman ayırımı yaparak nefreti körüklüyor.

 

Batı ülkeleri kendi elleriyle yarattıkları böyle bir ortamda örgütün işini kolaylaştırıyor. Diğer taraftan iç çatışmalar girdabına kapılan ülkeler birer silah deposu görevi görüyor. Şu anda Libya’nın dünyanın zengin ve serbest silah pazarı olduğu belirtiliyor. Libya, Mısır, Mali, Cezayir ve Suriye’deki örgütlerin silah ihtiyacını karşılamaktadır.

 

Kargaşada kendisine yer bulanların dışında kalan ve güvenli bir yaşantı kurmayı hedefleyenlerse büyük gruplar halinde kendilerini Avrupa ülkelerine atmaya çalışıyorlar. Bir cümleyle ifade edersek bahar, terörü yeşertiyor ve sonuçta her ikisi birlikte binlerce insanı yurdundan ediyor. Tamamı batı eliyle demokratikleşip-özgürleşen veya Arap Baharı’nı yaşayan ülkelerin halkı olan yasadışı göçmenlerin büyük bölümü hüsrana uğruyor. Ya hedefledikleri yerlere ulaşamıyorlar ya da Akdeniz’in derinliklerine gömülüyorlar. Son iki ayda yaşadığımız olayla Akdeniz adeta yasadışı göçün kurbanlarının mezarlığına dönüştü. İki ayrı facia da Ege’de Türk karasularında yaşandı.

 

Uzak diyarlara demokrasi operasyonları veya bahar mevsimini götüren batı El Kaide’ye katkısını ucuz işgücüyle telafi etti yıllarca. Kaçaklar ulaştıkları batıda can güvenliklerini tekrar kazanmaktan başka iş-güç sahibi oluyorlardı. Ama gerçekte kazanan taraf batıydı. Niteliksiz ve ucuz işgücü elde ediyordu. Nüfusu yaşlanan Batı Avrupa’nın refahının sürdürülmesinde kaçak göçmenleri oynadıkları rol büyüktü.

 

Bu noktada batının ikiyüzlülüğünden söz etmeden geçmek olmayacaktır. Clandestine immigration-gizli göç ismini verilen bu halk hareketinin parçası olan Türkiye’den giden kaçaklar siyasi sığınmacı-political refugee olarak kabul edildiler. Bu tutumuyla para kazanmak için giden kaçaklara siyasi bir kimlik kazandırdı. Sonuçta PKK’nın örgütlenmede ihtiyacı olan elverişli vasatı yarattı.

 

Artık kaçakların sayısı kabul edilebilir ölçünün çok üzerinde. Sorunun en büyük yükünüyse İtalya ve İspanya çekiyor. Yardımlaşmadan söz etmek mümkün değil. Sıkıntıdan uzak olan AB’nin diğer üyeleri bu iki ülkenin şikâyetlerine konu oluyor. İspanya dışişleri bakanı ilgisiz kalan üye ülkeleri ikiyüzlülükle açıkça suçluyor. İtalya Dışişleri Bakanı Angelino ALFONA, kaçak göçün sadece ülkesinin değil tüm AB’nin sorunu olduğunu söylüyor. AB sınır polisi Frontex’in bütçesinde her yıl bir öncekine göre daha çok yapılan kesinti bu tutumun somut kanıtıdır.

 

Kaçak göçün batıya çıkan en önemli kapısıysa coğrafi konumu nedeniyle Türkiye’dir. Göçün çıkış ve ulaşmak istediği nokta arasında köprü konumunda. Özetle kaçak göçü yaratan nedenlerle de kaçak göçü teşvik edenlerle de doğrudan bir ilgisi bulunmuyor. Dolayısıyla sorunun çözümünde sorumluluk sahibi ülkeler listenin en altlarında yer alıyor. AB’nin nükleer atıklarını Kara Afrika’nın topraklarına gömerek kurtulmalarına benzer alışıldık batı çözümünden söz ediyoruz.

 

Türkiye’nin kaçak göçü önleyecek yasal düzenlemelerin yetersiz oluşu muhataplarımızın elini güçlendiriyor. Yakalanan bir kaçak pasaport kanununa göre komik bir para cezası ödedikten sonra serbest kalır. Batı hudutlarımızda görev yapan asker de polis de artık bıkmış durumda. Geldiği ülkesinde bir tek sayfa kâğıt kadar bile değeri olmayan kaçak için en az üç kopya olmak üzere düzinelerce sayfa evrak hazırlanıyor. Şimdi iadenin kabulü anlaşmasıyla daha da karmaşıklaşacak. Bir mültecinin İstanbul’a kapağı attıktan sonra izini kaybettirmesi son derece kolaydır. Emniyet teşkilatının yabancılar şubeleri bu türlü kaçaklarla başı dertte. Anlaşmanın imzalanmasıyla bir de uluslararası hukukun, insan hakları kuruluşlarının suçlamalarında koz olarak kullandıkları mükemmeliyetçilikle uğraşmak zorunda kalacaklar. İtalya Brüksel’i suçlarken, İspanya, kaçaklara yönelik AB politikasını ikiyüzlülükle nitelerken aranmayan mükemmeliyet, Türkiye’nin ayağına pranga olacaktır. Bizim teröristi iade etmeyen AB’liler bize göre zararsız kaçakları gruplar halinde iade etmenin sorumluluğunu bize yıkılıyor.

 

Kaçakların AB ile Türkiye arasında elde edecekleri hukuki statüleri onlara yeni haklar verecektir. İnsan hakları konusunda batıda oluşan önyargının bu konuda da etkili olması kaçınılmazdır. Kaçaklar haklarımız verilmedi diyerek uluslararası mahkemelere giderlerse… Davalar Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm ederse? Parayı versek bile kurtulamayız. Tazminatın bir de diplomatik boyutu olduğunu unutmamalıyız. AB daha şimdiden bu konuda bazı riskler bulunduğunu düşünüyor. Bugün risk olarak tanımlanan olumsuzlukların yarın suçlamaya dönüşmeleri kaçınılmaz. Tecrübeyle sabit.

 

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) her kaçak olayında müdahil yetkisi olan taraf olacaktır. Bunun anlamıysa Türkiye’nin başına yeni bir uluslararası sorun kapısı açılması demektir. Bir diğer açıdan bu anlaşmayla Yunanistan, Türkiye karşısında sorumluluğu daha az yaptırımı daha yüksek bir konuma gelecektir.

 

Neye göre uygulanacağı belirsiz olan vize muafiyetine karşılık insan kaçakçılığını önlemek üzere Türkiye’ye yapılacak yardımlar konusunda da belirsizlik bulunuyor. Ayrıca AB üyesi ülkelerin konsolosluklarının önünde her türlü iklim koşullarında bekletilen, insan onurunu dikkate almayan uygulamaların asıl ihtiyaç sahibi Türk vatandaşlarına ne getireceğini göreceğiz. Muafiyet kapsamında değerlendirileceğini düşündüğümüz çevreler zaten yazılı olmayan ayrıcalıklardan yararlanıyorlar. Bu durumda vize muafiyetinin gerçek ihtiyaç sahiplerine getireceği bir yarar olduğunu söylemek oldukça zor.

 

Sonuç olarak bir kez daha tekrarlarsak: Yarın (16.12.2013) imzalanacak Geri Kabul Anlaşması’yla (Readmission Agreement) AB’nin bu sorunu büyük ölçüde bizim üzerimizde çözülmeye çalışılıyor. Kaçakların fazla yönelmediği ülkeler işbirliğinin karşılığı olarak sunulan vize muafiyetinin uygulanmasında yeterli gayreti göstermekten kaçınırlarsa ne olacak? Yunanistan bir zamanlar sınıra duvar örmeyi bile göze almıştı. Avrupa yaşlanan nüfusundan kaynaklanan işgücü ihtiyacının niteliksiz olanını kaçak göçmenlerden sağlıyor. Bu yönüyle bir yandan kaçak göçü teşvik ediyor diğer yandan da başındaki derdi Türkiye’ye havale ediyor.

 

Sorun AB’nin içişlerini ilgilendiriyorken çözümün bütün yükü bir parmak vize muafiyeti balıyla Türkiye’nin üzerine yıkılıyor. Daha kötüsü Türkiye,  iş politik hesaplarla uzun vadede büyük sorunlara neden olacak bu yükümlülüğü isteyerek üstleniyor.

 

(1) http://www.ydh.com.tr/HD12492_tuzhurmatuda-2013-yilinin-teror-bilancosu.html

 

-----------------------------------------

İbrahim ÇEVİK
Uluslararası İlişkiler ve 
Stratejik Analizler Merkezi
Daire Başkanı
Etnik Çalışmalar



Bu sitede yer alan bilgiler İkinci Bölge Haber adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
İnternet Gazetemizde yayınlanan Haber, Makale, Video, Galerilerdeki kategori Resimlerinin Yayınlanmış olması desteklediğimiz anlamını taşımaz.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
loading...
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI